Biz Aladağlar’a kurban Aladağlar küresel ısınmaya

Aladağlar’a giderken herkesin aklındaki geçen yılki kadar kar olup olmadığıydı. E, malum koca bir kışı kara hasret geçirmiştik. Sonunda, rakımın da etkisiyle, kar bulundu ama gerek küresel ısınmadan dolayı görece azlığı gerekse yürüyüş temposunu düşüren tatsız tuzsuz yapısı herkesi hayal kırıklığına uğratmaya yetti.

 “Bolu Aladağlar’a gidiyoruz...” Böyle diyordu Yiğit, gruba ilk mesajı gönderdiğinde. Kendi deyimiyle artık gelenekselleşen Bolu Aladağlar faaliyetinin 24-25 Şubat’ta gerçekleşecek organizasyonu böylelikle start almış oldu. Ayça ve Alpay’ın önceki üç gezideki özverisine atıfta bulunduktan hemen sonra Nevin’le giriştikleri dördüncü dönem faaliyetinin programıyla ilgili iştah kabartan bilgiler veren Yiğit, “Aladağlar bildiklerinize benzemez. Bir giden müptelası olur. Sonra uyarmadı demeyin.” gizli mesajıyla bilinçaltına sesleniyordu.

Deneyimli isimlerle Pandül’ün benim gibi henüz üyelik süreci devam edenlerini bir araya getirmesiyle de ayrı bir anlam kazanan yeni faaliyetin iki günlük detaylı programı geldiğinde kalkış saati, yürüyüş rotası, alınacak malzemeler, hatta akşam yemeğinin menüsü bile belli olmuştu. Geriye sayım başladığında ise, yine Yiğit’in kendi ifadesiyle “İki defa yattık kalktık mı yola çıkma zamanıdır.” kadar süre kalmıştı.



Yola düşme vakti
Doğacı grupların, her faaliyet öncesi mutlaka yolunun düştüğü, gizemli kabe ‘Taksim AKM’de başlayan 320 kilometrelik seyahat, kahvaltı ve alışveriş için verilen birkaç molanın ardından 13:00 gibi Bolu Seben’de Orman Bölge Müdürlüğü’nün tesislerinde son buldu. Yol boyunca sohbetlere konu olan kar, geçen yılki anıların canlanmasıyla beklentileri yükseltti. Koskoca kışı kara hasret geçiren bizlerin yüzündeki heyecan, mesafe azaldıkça ve rakım çıktıkça yerini şaşkınlığa ve hayal kırıklığına bıraktı. Küresel ısınmanın etkileriyle önceki senelerle kıyaslandığında görece azalan kar; karda yuvarlanma, kar savaşları yapma ve çocuklar gibi şen olma hayallerini suya düşürdü.

 




Ancak elbette Pandül’cülerin, morallerini bozmaya hiç niyeti yoktu. Taş evlere yerleşen grup üyeleri, Nevin ve Yiğit’in hatırlatmasıyla, hafif bir atıştırmanın ardından 45 dakika içinde göl çevresi yürüyüşü için araçların başında toplandı. Birerli koldan başlayan intikal, bazen karda bazen çamura basarak ağır ağır ilerlemeye başladı. Her mevsimde eşsiz güzellikler sunan tabiat, şehrin boğucu havasından nefes alamaz hale gelmiş ruhlarımızı bir süre için de olsa mutluluk sarhoşu yapmaya yetmişti. Kısa fotoğraf molalarıyla devam eden yürüyüş, grubun 25 kişi olması ama daha da önemlisi tatsız tuzsuz kar, sık sık kesintilere neden olunca yorulmalar ve kopmalar başladı. Karanlığa kalma riski doğunca grup yürüyüş güzergahı ile ilgili yeni bir kararın eşiğine geldi: Gölün çevresi dönülecek mi, dönülmeyecek mi? 



Sonuçta dönülmemesine karar verilmişti ki bir saat daha devam eden yürüyüşün ardından gölün çevresinin yarılanmış ve güneşin daha tepede olması bazı Pandül’cülerin maceracı ruhlarını yeniden tetiklemeye yetti. Ana gruptan ayrılan ‘Cesur Yürek’ler hedeflerine ilerlerken, ‘Konformistler’ 15 dakika önce geçtikleri İzcilik Kampı tesislerine dönerek, sıcacık bir çay içmeyi tercih etti. Bu kısa soluklanmanın ardından farklı bir rotadan dönüşe geçen ‘çaycılar’ ve diğer grup, tesadüf eseri aynı anda tesise vararak birbirlerine hoş bir sürpriz yaptı.



Yiğit’in hatırlatmasıyla başlayan ‘Şömine keyfi’ hazırlık süreci, tüm grup üyelerinin yemek yapma ve odun kesme görevlerini paylaşmalarının ardından kısa sürede tamamlandı. Fırsat buldukça bir taraftan odalarındaki sobaları yakmaya çalışan grup üyeleri, Nevin ve Hülya’nın maharetli ellerinde bir sanata dönüşen akşam yemeğinde buluştu. ‘Güveç - Bulgur pilavı - İrmik helvası’ndan oluşan leziz menü, tüm Pandül’cüleri az daha parmaksız bırakıyordu! Yemeği fazla kaçıranlar başta olmak üzere tüm grup üyeleri, görüntüsüyle ve ateşiyle cazibe merkezi olan şömine çevresinde toplanmaya başladı. Günün bir başka sürprizi Hülya’nın doğum günü pastasıydı. Tebrikler eşliğinde kesilen pastayı fazla kaçıranlar çatlamanın eşiğinden son anda kurtarıldı. Saatler ilerledikçe sohbet koyulaşırken başta Sbory, Bora, Yiğit ve Eray kaynaklı espriler havada uçuştu. Neşede ve kahkahada geçen seneki ‘Cumalıkızık’ faaliyetini aratmayacağı her halinden belli olan muhabbet, önce sıcak şarap ardından bilumum içki eşliğinde noktalandı. 

 




Dönüş günü
Bir gün önce göl çevresindeki tempolu yürüyüşe katılmayanlar, Pazar sabahı erken kalkıp kahvaltı öncesi alternatif bir tur yapmak için sözleşmişti. Benim de aralarında bulunduğum grup saat 08:15 gibi toparlandı. Ancak ateş başında yürüyüş kararı alanların bir ortak noktası vardı -ki ben bunu sabah fark ettim- hepsi amatör veya profesyonel fotoğrafçıydı. Çok sıkı geçmesini hayal ettiğim yürüyüşün temposu o kadar düşüktü ki ilk bir saat içinde katettiğimiz mesafe 150 metreyi bulmadı! Onlar çekti, ben baktım. Onlar çekti, ben bunaldım. Ama sonra yerdeki otun, buz parçasının deneyimli ellerde nasıl sanatsal bir fotoğrafa dönüştüğünü gördüm de kendimden utandım. Tam bizim tempolu yürüyüş hayalleri, ‘mikro ile polarize filtre’ arasında bir yerlerde eriyip gitti diyordum ki kasap önündeki kedi misali halime acıyan Bilent, yayla evlerine doğru yürümeyi teklif etti de biraz olsun kendime geldim.



 


Döndüğümüzde saat 10:15 olmuştu. İlan edilen hareket saatine kadar sürecek kahvaltı şov artık başlayabilirdi. Yorucu (!) geçen sabah yürüyüşünde kaybettiğimiz enerjiyi kazanmak için soluğu şömine başında aldık. Yiğit’in ‘Pandül sucukçudur.’ sözleri vücuda geldi. Aladağlar’ın dört bir yanına yayılan baharat kokuları, az daha bölgenin ekolojik dengesini bozuyordu. Kahvaltının ardından odasını boşaltıp, çantasını hazırlayan Pandül’cüler, araçların başında yerini aldığında saatler 13:00’ü gösteriyordu. Yola çıkma vakti…

Yorgunluktan olsa gerek dönüş yolunda epey bir süre, Berceste’ye kadar ağızları bıçak açmadı. Çabucak geçen iki günden geri kalansa çantalara özenle yerleştirilen bolca mutluluk, uzun süre yetecek kadar oksijen, doyumsuz sohbet ve unutulmayacak anılar oldu.

Bu arada yeri gelmişken, benim gibi aceminin imdadına yetişerek sobamızı yakan ve böylelikle sabaha kadar donmamıza engel olan iki günlük komşumuz Eray ve Gülay başta olmak üzere bir geziyi daha baştan sona keyfe dönüştüren tüm Pandül ekibine teşekkür etmek istiyorum.

Beşinci faaliyette görüşmek üzere…
 

 



Dönecekler…
 

 


***
Ayaktakiler: Elif, Osman, Serdar, Didem, Gül, Mualla, Haluk, Yeşim, Korhan, İhsan, Taisia, İsmail, Sbory, Bora, Yiğit, Basri, Eray, Gülay, Hülya, Bilent
Oturanlar: Yeşim, Ezgi, Nevin, Güler

Yazı: İhsan Önder
Fotoğraflar: Bilent Aydoğdu, Osman Temizel, Nevin Şahinbeyoğlu, Yiğit Şahinbeyoğlu

Okunma 6284 defa
Yorum eklemek için giriş yapın