Menu
A+ A A-

Kişisel Bloglar

Bu bölüm Sıradışı Sporcuların kendilerine ait güncelerini yayınlamak için oluşturulmuştur.

  • Ana Sayfa
    Ana Sayfa Sitedeki tüm blog iletilerine buradan bakabilirsiniz.
  • Kategoriler
    Kategoriler Bu blogda kullanılan kategorilerin listesini görüntüler.
  • Etiketler
    Etiketler Bu blogda kullanılan etiketlerin listesini görüntüler.
  • Blog Yazarları
    Blog Yazarları Sitede beğendiğiniz blog yazarlarını arayın.
  • Takım Blogları
    Takım Blogları Beğendiğiniz takım bloglarını buradan arayın.
  • Oturum Aç
    Login Login form

DAĞLARA GİTMEMEK CESARET İSTER

İletiler yazar: zaman: dağcılık içinde
  • Yazı boyutu: Büyük Daha küçük
  • Tıklanma: 1200
  • 0 Yorum
  • Bu iletiye abone ol
  • Yazdır

Evet kabul ediyorum ben cesur değilim;dağlara gidiyorum..

Bu yazıyı yazmamdaki asıl amacım son Aladağlar kazasında kaybettiğimiz (bu kelimeyi severek yazmadım buraya yazının devamında sebebini anlatabilirim umarım) Utku Kocabıyık ve Seza Bürkan Yüksel dostlarımızın kazasını medya ve geniş bir topluluğun algılayışından rahatsız olduğum içindir.  Bugünde eğitim sırasında kaza geçiren Saadet Tursak arkadaşımızın vefat haberini aldım.


Nedir bu algılanış ve beni neden bu kadar rahatsız etti? Bir şey yazmasam olmaz mıydı? Olurdu tabii. Ben onların dağa neden gittiklerini, orada ne bulduklarını biliyorum. Bilmeyenleri de duymazdan gelirsem olur biterdi. FARKETMEZDİ.

Ama babalarından izin alamayan gençler için farkederdi,
Okul arkadaşları karşısında gidişini savunamayanlar için farkederdi,
Jandarmadan izin alamayacak olanlar için farkederdi,
“Haber olsunda içi önemli değil” diye olur olmaz herşeyi yazan gazeteciler için farkederdi.
İçinde farklı birşeyler hisseden ama bunu açıklayamanlar için farkederdi
....

Çevrenizde dağcılık, yamaç paraşütü, dalış, kaya tırmanışı vs.. sporları ile ilgilenen birileri var mı bilmiyorum. Bende elimden geldiğince bu sporlarda ilgi duyduklarımı, imkanlar elverdikçe ve eğitimleri tamamlayabildikçe yapıyorum. Futbol ya da basketbol dışında sporları çok da iyi tanımlayamamış ve alt yapısını oluşturamamış toplulumuzda, bu tür sporları yapmak sürekli bir soru işareti yaratmıştır.
Neden bu insanlar canlarını tehlikeye atmaktadır?
Yapılacak başka işleri yok mudur?
Yoksa dağlar kurban mı istemektedir? (Bu laf kadar trajik olanını duymamıştım.)

Bu sporları yaparken karşılaştığım hiçbir durum,  dağları, kayaları, bulutları insanın canını almaya susamış birer canavar gibi gösteren bu tanımlamalar kadar kanımı dondurmamıştır.

Bir yolculuktur çıkılan, dağlarda, bulutların arasında, denizlerin koynunda.

Yürümeye başladığınızda ilk önce kayalar, çiçekler, ağaçlarla tanışırsınız. Çadırınızla tanışırsınız, sanki yeryüzünde sizin en iyi dostunuzdur. Ayakkabılarınızla tanışırsınız. Onlara iyi bakarsanız onlarında size iyi baktığını anlamaya başlarsınız. İpiniz yeryüzündeki en önemli varlıklardan biridir. Kendinize çok dikkat edersiniz. Bedeninizi dinlersiniz. Tuzlu bir şeyler mi istiyor, tatlı mı? Susadı mı, yoksa yükseklik, oksijensizlik dengenizi mi bozmaya başladı? İçe dönüksünüzdür. Olan biten herşeyi anlamaya çalırsınız. Hava ile konuşmaya çalışırsınız. Kurtlar ve ayıların yolunu anlamaya, onlara rahatsız etmeye gelmediğinizi anlatmaya çalışırsınız. Bir anlaşma yapmaya çalışırsınız yamaçlarla, yamaçlarda incecik bir dengede duran çığlarla. Onu anlamaya, kendinizi anlatmaya çalışırsınız. Okşayarak yanından geçmeye çalışırsınız.


Havaya dokunursunuz, bulutları anlamaya, yerden kopup gelen termikleri göremezsiniz ama görmeye çalışırsınız. Göstermesini istersiniz bu büyünün kendini bir dakikalığına. Görürsünüzde zaten kanadınız hemen “al işte burda der”. Anlamaya çalışırsınız, ona katılmaya, onunla yükselmeye, anlattığı büyülü hikayeye kulak vermeye çalışırsınız. Uğultuyu kanadınıza sorarsınız. Uzanırsınız umuzlarına beraber süzülürken şehirlerin arasında durmadan karşılıklı anlatırsınız hikayelerinizi ve dinlersiniz.
Şartlar zorlaştığında ayrılma zamanı geldiğinde, en zayıf halka olarak bedeninizin artık tamam dediği yerde hemen anlarsınız. Birlikteliğe ara vermelisiniz.

İstenmediğinizden değil, zayıf olmanızdan,
korkutmak için değil, tekrar gelecek olmanızı bekleyebilmek için
“ - hadi dön evine” der dağlar size
Sizde dönersiniz, gitmek kalarak aklınızda;
ona dönmek,
yamaçta uçmak kalarak.


Oralarda ne bulursunuz

Kaybettiğiniz kendinizi dinlemeyi bulursunuz, yardım etmeyi, el uzatmayı, yardım almayı, arkadaşın için kaygılanmayı bulursunuz.

Bir akşam yemeğinde bir dilim soğuk ekmeğin değerini bulursunuz.

Aklınızda kaybettiğiniz hayalleri, umutları, düşünceleri bulursunuz.

Uzun süredir veremediğiniz kararları verirsiniz, anlamadıklarınızı anlar, korkularınızı bulur onları anlarsınız.

Aklınızdan uzaklaşmış olanları, yaşamı, arkadaşlığı, dostluğu, bir bardak suyu, ayakkabılarınızı, sevdiklerinizi bulursunuz.

Uyku tulumunuzu, çadırınızı o kadar seversiniz, o kadar sevmeyi bulursunuz, kaybettiğiniz.

Kısacası bulursunuzda, bulursunuz
...

Yaşamı bunları bilmeden, bulmadan yaşamaya çalışmak cesaret ister. Kullandığınız araçlarındandır dağlar, kayalar, doğa, gökyüzü.

Biz işte bunlardan dolayı yaparız bu sporları. Dağcılığı, kaya tırmanışını, yamaç paraşütünü, dalışı ve diğerlerini.

Bunları yaşamaktan ben çok mutluyum. Dağlara gitmemek cesaret ister. Evet ben cesur değilim

Gitmek hep aklımda...
Alpay Oğuş
15,01,2007

0

Yorumlar

Yorum yazın

Misafir Salı, 30 May 2017

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol