Menu

Tunç Fındık - Söyleşi

 

- Doğa sporlarına olan ilginizin izcilikle başladığını okumuştum. Dağcılığa ne zaman başladınız? Dağcılık geçmişinizi biraz anlatabilir misiniz. 
Geçmişte kampçılık, izcilik, doğa yürüyüşü gibi şeyler vardı zaten ama Bilkent Üniversitesi’ne girdiğimde doğa sporlarıyla daha iyi tanıştım. Mağaracılık, dağcılık ve yürüyüş; bunların hepsini orada daha detaylı gördüm ve hangisini seçeceğime orada karar verdim ve bu da dağcılık oldu. Yani 1990 – 1991 yıllarına denk geliyor. Dolayısıyla üniversiteye girince dağcılığa başladım diyebilirim. 



- DOST (Bilkent Üniversitesi Doğa Sporları Topluluğu) ile bağlantınız tamamen koptu mu? 
Yok hayır. DOST’a zaman zaman gidiyorum hala. Ders anlatıyorum, dia gösterisi yapıyorum, diğer etkinliklerine katılıyorum. Aslında Bilkent Üniversitesin’de yaşadığım için onlara da yakınım zaten. Akut’la ilgili de bağlarımız var. Dolayısıyla tamamen kopmuş değilim. 

- Daha önce akademisyenlik yapmıştınız ama şu anda bildiğim kadarıyla tamamen dağcılık yapıyorsunuz. Bunun yanında federasyonda eğitmenlik, dağ rehberliği ve dağcılık üzerine kitaplar yazıyorsunuz ve kitap çevirileri yapıyorsunuz. Hayatınız tamamiyle dağcılık üzerine kurulu gibi gözüküyor. Şu anda geçiminiz tamamen bunlar üzerine mi kurulu? Eğer öyleyse Türkiye gibi bir ortamda bu kararı vermek zor olmadı mı? 
Daha önce Başkent Üniversitesin’de akademisyenlik yapmıştım fakat şimdiki yaşantım daha farklı. Akademik hayatla şu anki hayatım birbirine taban tabana zıt. İstediğim şey buydu, bunu yapmak için çalıştım, elimden geldiğince de yapmaya çalışıyorum. Ama tabii ki bazı şeylerden fedakarlık etmek gerekebiliyor. 



- Dağcılık dışında ilgilnediğiniz başka sporlar var mı? 
Hayır. Tırmanış ve dağcılık dışında başa spor yapmıyorum. Kaya tırmanışı, onun antrenmanı, dağlar, dağlara gitmek. Tüm bunlar zaten tüm vaktimi alıyor. 

- Dağcılığa başladığınız yıllarda ne gibi sorunlarla karşılaşıyordunuz? Dağcılıkta şu anda karşılaştığınız sorunlar neler? 
Dağcılığa başladığımız yıllarda örnek alabileceğimiz çok az insan vardı ya da yoktu. Kaynak yoktu, malzeme yoktu. Yani birçok dert vardı. Türkiye dağcılığında şu an çok hafiflemiş olan sorunlar bunlar. Şu andaki duruma baktığınızda herşey çok daha iyi. Malzeme getiren dükkanlar var, insanlar var, raporlar var, kaynak var. Birisi, sıfırdan dağcılığa başlayacağım dediği zaman onun için çok daha iyi imkanlar var şu anda. 



- Kaya tırmanmaktan mı yoksa yüksek irtifa tırmanmaktan mı daha çok hoşlanıyorsunuz? 
Dağcılık benim için bir bütün.Tırmanış ve dağcılık apayrı şeyler değiller. Yani dağcılığın çeşitli kolları var. Ben kaya duvarı da tırmanıyorum, sportif kaya tırmanışıyla da mümkün olduğunca ilgileniyorum, yüksek dağlara da gidiyorum. Geleneksel olsun, sportif olsun; dağcılığın gerektirdiği her şekli yapıyorum. Hatta bulursam donmuş şelale çıkıyorum. Bunun için başka ülkelere gittiğimiz bile oluyor. Yani ayırmıyorum, tırmanış bir bütün gerçektende. 

- Tırmanırken en çok zevk aldığınız dağlar ve rotalar hangileriydi? 
Çok fazla var. Aslında dağda olmaktan her zaman çok büyük zevk alıyorum. Kaya, kar ve buz olan her yer hoşuma gidiyor benim. 

- Boltlama hakkındaki düşünceleriniz neler? 
Sportif kaya tırmanışı için boltlama gerekiyor. Ama tabii ki bu boltlamayı yapan insanların uzman olması şart. Zaten şimdiye kadar Türkiye’deki gelişmeler böyle oldu. Bu işi bilen insanlar yaptı ve ortaya çok güzel rotalar çıktı. Bence tabii ki boltlama yapılmalı. Tabii bu da belli bir yere kadar. Her yer boltlanmamalı. Bunun bir etiği var. Mesela çatlak hattının yanına bolt çakmak doğru olmaz ya da geleneksel çıkılan bir rotayı boltlamak çok doğru bir hareket değil. Bunları göz önüne alarak hareket etmek gerekiyor. Yani matkabı kullananların sorumluluğunu bilmesi gerekir. 



- Dağda sizi en çok ne korkutur? Sanırım buzul çatlaklarından geçerken epey terliyorsunuz. 
Dağda çok birşey korkutmuyor beni ama dikkatli olmak gerekir. Sonuçta dağ tehlikeli bir ortam. Bunun aksini söyleyenlerde olabilir ama dağ tehlikeli bir ortam. Korkmak doğru bir harekettir. Çığ? Çığ tehlikeli, çok dikkat etmek gerekir. Yüksek dağların , kar, buz olan yerlerin bir gerçeği zaten. Bu tür şeyleri görmek, anlamak her zaman sizin elinizde de olmuyor. Yani gözünüzü dört açıp çok dikkatli, tecrübeli olmak gerekiyor. 

- Bildiğim kadarıyla Aladağlar’a çok sık gidiyorsunuz. Hatta “Aladağlar’da 50 Rota” adlı bir kitabınız var. Aladağlar sizin için bir tırmanış okulu oldu diyebilir miyiz? Sizce deTürkiye’nin tırmanış cenneti Aladağlar mı? 
Aladağlar Türkiye’deki en güzek dağlık bölgelerden bir tanesi. Tabii kendine has sorunları var ulaşım zorluğu, çürüklük gibi. Ama güzel bir bölge, dağların şekilleri güzel, estetiği güzel. İtalya’daki Dolomit Dağları’nı anımsatıyor. Çok hoş bir bölge. Bir sürü duvar rotasının ve teknik rotanın bir arada olduğu bir bölge. Türkiye’de bu konsantrasyona sahip sayılı bölgelerden birisi. Bu yüzden Aladağlar hoşuma gidiyor. 

- Yapay duvar yarışmalarında sizin isminizi pek göremiyoruz. Spor tırmanıştan hoşlanmıyor musunuz? 
Ben yarışmalara pek katılmıyorum. Tarz olarak yarışmacı bir insan değilim. Yapay duvar benim için gerçek kaya ve dağcılık için çok iyi bir antrenman aracı, çok seviyorum yani. Fakat yapay duvar benim için bir amaç değil. Plastik tutamakta kendimi çekmek veya en zor hareketleri yapmak gerçekten benim için bir şey ifade etmiyor. Benim başarı ya da başarısızlık veya tatmin düşüncem pek zorluk derecesiyle veya çıkılan yükseklikle ilgili değil. Siz zevk alıyorsanız o sizin için yeterlidir. 

- Partner seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Tanımadığınız kişilerle tırmanıyor musunuz? 
Kafamızın uyuşması, yapmak istediğimiz hedefe ikimizin de kilitlenmiş olması, onu yapmak istememiz önemli. Karşındaki insanın çok hırslı olması her zaman zarar verici oluyor. Dolayısıyla böyle insanlardan uzak durmak gerekiyor. Tam tersine, çok hırslı olmayan insanlarla birlikteyken ise hedefinizi ona göre seçebilirsiniz. Çok hırslı olmayan bir insanla da çok teknik olmayan bir rotaya gidebilirsiniz ya da kısa kaya tırmanmaya gidersiniz. Yani herkesle dağa gidebilirim ben. Dağa gitmek, bunu paylaşmak çok keyifli. Ama tabii ki sizin seviyenizde yada sizden daha ileri seviyede birisiyle dağa gitmek ve zor birşeyler yapmak, bazen korkmak, bazen çok büyük zevk almak, zor işler becermek; tüm bunlar ayrı bir zevk. Ama bunlar çok değişken şeyler ve hepsini yapmayı seviyorum ben bunların. Dediğim gibi dağcılığı bir bütün olarak algılıyorum ben. 

- Everest tırmanışında küçük bir ekip seçmenizin sebebi parasal yönden miydi yoksa kalabalık ekipleri sevmiyor musunuz? 
Çok neden var aslında. İnternette yazışarak en uygun rehbersiz ekspedisyonu bulmaya çalıştım. Bu küçük ekip vardı ve faaliyetin masrafarını hep beraber bölüştük.Ticari bir ekspedisyon değildi bu en azından. Seçilebilecek en ucuz yöntemde buydu zaten. Çünkü rehberli veya çok lüks bir tırmanışla gittiğiniz takdirde çok büyük paralar ödüyorsunuz. Bu da 65.000 – 70.000$’a kadar varıyor. Çok daha az bir maliyetle gittim ben. Dolayısıyla küçük bir ekip daha mantıklıydı. 

- Ticari faaliyetler, tırmanışlar hakkında ne düşünüyorsunuz? 
Kaçınılmaz bir durum çünkü talep var ve revaçta olan bir şey bu. İnsanlar dağlara gitmk istiyor ve hepsinin bunu yapacak uzmanlığı, bilgisi, tecrübesi ya da zamanı yok. Zamanı olsa bile bunu yapacak becerisi olmayabilir. Bu yüzden bu yetenek satın almak bir anlamda. Tabii sonuçta tırmanış bilmeyen insanların dağlara gitmesi, rehber eşliğinde bile olsa, tehlike yaratacak bir durum. Özellikle 8000’lik dağların hiçbiri kolay dağlar değil ve kendi içlerinde tehlikeler barındıran, bu tehliklerin tanınmasını ve çok hızlı hareket edilmesini gerektiren bölgeler. Ama bütün dünyada var olan birşey ticari tırmanışlar. Diğer yandan bu tür faaliyetler bölge insanı için de yararlı. Türkiye’de de bu işin gelişmesi çok iyi birşey bence. Hem insanlar bu işten ekmek yiyecek hem de dağcılara profesyonel olarak gelir sağlayacak. 



- Öte yandan doğa tahrip ediliyor. 
Çok insanın gittiği her yer bozulmaya, dejenere olmaya mahkum. Bu hem ekolojik hem de sosyolojik açıdan kaçınılmaz bir durum ama bunu rahatlatabilecek birçok durum var. Mesela ekoturizm sistemleri. Bunun üzerinde çok ciddi araştırmalar var ve doğaya daha dengeli yaklaşan, daha saygılı olan, daha az sayıda insan gelerek aynı miktarda gelir elde edilebilen sistemler var. Bunların adapte edilmesi gerek tabii ama böyle birşey insanların daha çok talep ettiği yerler için zor gözüküyor. 

- Antrenman programınız var mı? Bir faaliyete gitmeden önce ne gibi hazırlıklar yapıyorsunuz? 
Çoğu insan dağcılık için koşu yapar, ağırlık çalışır. Sportif kaya tırmanışı benim için kardiyovasküler antrenman yerine geçiyor. Zaten sık sık dağlara gidiyorum, yük taşıyorum, teknik tırmanış yapıyorum. Fakat koşu vs gibi şeyler yapmıyorum. Sadece ara sıra belirli planlar dahilinde dayanıklılığa yönelik olarak ağırlık çalışıyorum. Teknik ve dayanıklılık olarak iki ayrı antrenman yapıyorum diyebilirim. Teknik olarak, zaman zaman Antalya’da, Adana’da, Hüseyingazi’de gerçek kayaya gidiyorum. Onun dışında kışın yapay duvar çok faydalı. 

- Beslenmenize dikkat ediyor musunuz? Dağda nasıl besleniyorsunuz? 
Dikkat etmeye çalışıyorum ama dağlar için zaten çok fazla bir seçeneğimiz yok. Fazla detaya girmeyeceğim ama şekere dikkat ediyorum, fazla yağlı şeyler yememeye çalışıyorum. Dikkat ediyorum açıkçası çünkü geleceğe yönelik bir yatırım olarak görüyorum bunu. 

- Anladığım kadarıyla dağdayken bile boş zamanlarınızda bile dağcılık yapıyorsunuz.Everest’te ana kamptayken sürekli kazma krampon çalışmaya gidiyordunuz. Sürekli kendinizi geliştiriyorsunuz. Gelecek planlarınız neler? Somutlaşmış projeleriniz var mı? 
Aslında bakarsanız boş durmayı sevmiyorum. Yani boş durmak beni çok rahatsız ediyor ve birşeyler yapmayı seviyorum. Hiçbir şey yapmasam boulder yapıyorum. Bir çalışma içinde olmak güzel birşey. Çok fazla proje var. Birkaç gün sonra Nepal’e 7000 m.’lik bir dağa gideceğim. 7165 metrelik bir zirveye gidiyorum. Çok fazla proje var ama bunların gerçekleşmesi için finans desteği gerekiyor. Bu çok değişken bir konu. Bazen buluyorum bazen bulamıyorum. Net olarak söyleyemiyorum ama kafamda pek çok 7000 – 8000 m.’lik dağ var. Bunun dışında Türkiye’de birçok teknik duvar tırmanışları var aklımda olan. Özellikle Nisan – Mayıs aylarında Dedegöl’de pek çok tırmanış yapmayı planlıyorum. Sonbaharda yine rehberlikle ilgili tırmanışlar var. Everest ana kampına bir ekip götüreceğim. Belki ekipten önce Cho-Oyu ya da başka bir dağa tırmanabilirim. Ama bunlar dediğim gibi finansa bağlı, şu anda çok belirsiz herşey. Net olarak şunu yapacağım demek çok zor bu ülkede. Zaten bazen böyle bir yaşam yaşamak bile çok zor gerçekten. 

- Dağcılık camiasında tanınan bir isimdiniz ama Everest tırmanışınız sizi daha çok tanınan bir isim haline getirdi. Dağcılar arasında mütevazi kişiliğinizle tanınıyorsunuz ve medyatik olmayacağınızıbiliyoruz ama sizce Everest tırmanışı medyada yeterli ilgiyi gördü mü? Ya da sponsorluk için önünüzü açtı mı? 
Tabii, sonuçta Everest tanınmış bir dağ. Everest’e çıktım demek sponsorun size para verip vermemesini etkiliyor. Ama 8000’lik dağa gitmedim para istiyorum diye giderseniz adam size şüpheyle bakacaktır. CV’nizde yazması önemli birşey Everest’in. Everest yaptığım en zor tırmanış değildi ama bir kilit, bir dönüm noktası olarak önemli. Ne olursa olsun insanın tanınmasını sağlıyor. Medyada yeterince yer buldu mu? Bunun pek bir önemi yok sonuçta. Benim için önemli olan gidip tırmanmak. 

- Bir zamanlar Uğur Uluocak’ın sponsoru olan NTV, onun tırmanışını haber bile yapmamıştı. Sponsorluk anlayışı Türkiye’de değişiyor mu sizce? Türk dağcılığının gelişimi sponsor bulmaktan mı geçiyor? 
Tam olarak buna bağlı değil. Yani sadece buna bağlı değil, birçok unsura bağlı. İnsanların kendilerini daha iyi eğitmesine, daha iyi hedefler seçmesine bağlı. Herşeyden evvel eğitimli insanların oraya çıkmasına, yani bu konuda bilgili, tecrübeli insanların oluşmasına bağlı. Sponsor ufak birşey. Sponsorunuz olmazsa çok büyük dağlara gidemezsiniz ama Türkiye’de birçok duvar tırmanabilirsiniz, ya da çevre ülkelerde çok zor faaliyetler yapabilirsiniz. Sponsor tek ön şart değil yani. 

- Salomon takımındasınız. Size ne gibi avantajlar sağlanıyor? 
Bu işle full-time uğraşıyorum ve sürekli melzeme eskitiyorum. Bunların çok pahalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Benimde elimde çok düzenli bir gelir kaynağı yok. Zaman zaman rehberlikten, kitaptan para kazanıyorum ama bu tür malzemelere para vermemek ve belli aralıklarla destek almak gerçekten çok rahatlatıcı. Şu anda aynı zamanda Beal takımındayım. İp ve teknik malzeme sağlıyorlar. Adrenalin ve Adventure Republic de destek veriyorlar sağolsunlar. Yanki akmasada damlıyor ve bir şekilde bana destek olmaları muhteşem bir şey. 

- Türkiye’de dağcılar arasındaki iletişim nasıl? 
Çok kötü değil. Bu bütün camialarda böyle ama diğer camialarda da kopukluk, çekememezlik vardır. Aslında bütün camialar birbirine o kadar benziyor ki. Çünkü insan türleriyle çok ilgili ve gerçekten şaşırtıcı. 

- Federasyon hakkında neler düşünüyorsunuz? 
Çok değişik bir konu bu; federasyonla, üniversite ve özel dağcılık kulüpleri biraz kopuk. Tabii ki federasyon bunlarla daha ilgili olabilir. Birşey demek çok zor bu konularda çünkü eleştirmek çok zor. Kendi içlerinde bir mantıkları var ve onlar onu savunuyor. Diğer yandan başka şeyleri savunanlar var ve bunları birbirine katmak çok anlamlı değil bana kalırsa. 

- Kaya tırmnışı, Dağcılık Federasyonun’dan ayrılıp ayrı bir federasyon olmalı mı sizce? 
Evet, spor tırmanışı ve dağcılık federasyonu ayrı olabilir. Alpinizimle spor tırmanışı iki tane çok farklı kulvar. Herşeyi farklı; etiği farklı, disiplini farklı, birisinin yarışmaları var hatta insanlar bile çok farklılaşıyor bu bağlamda baktığınızda. Dolayısıyla, bana göre ayrılabilir elbette. 

- Kürşat Avcı yakın bir arkadaşınız ve sizin eski partnerlerinizden biriydi. Ölümü sizi nasıl etkiledi? Kürşat’ın ölümünden sonra kendinizi dağcılık anlamında sorguladınız mı? 
Hayır. Dağlara giderken belli bir riski aldığımızı biliyoruz. Ölümü beni tabii ki çok kötü etkiledi çünkü çok sevdiğim ve değerli bir insandı. Gerçekten yeri doldurulamayacak bir insandı. Ancak hepimiz dağlara giderken belirli risklerin varlığını biliyoruz. Ne yaparsanız yapın dağ tehlikelidir, dağda çok değişik olaylar olabiliyor. Zaman içinde çıtayı yükseltme peşinde oluyorsunuz. Daha zor rotalar, daha yüksek dağlar peşine düşüyorsunuz. Dolayısıyla dağcılık yaptıkça başınıza birşeyler gelme olasılığı artıyor. Bunu hepimiz kabul ediyoruz zaten dağcılar olarak. Dağcılığın riskli birşey olmadığını kimse söyleyemez. Onun için Kürşat’ta biliyordu, bende biliyordum. Ama ne yazık ki o şu anda yaşamıyor. 

- Dağda arama – kurtarma konusundaki düşünceleriniz nelerdir? Sizce yerel birimler kurulmalı mı? 
Tabii aslında dağcılığın yapıldığı bölgelerde, yani çok sayıda insanın gittiği Ağrı yada Aladağlar gibi bölgelerde yerel birimlerin olması, acil müdahaleler ve hızlı olarak kazazedelere ulaşmak açısından çok önemli. Zaten her dağcı bu işi gönüllü olarak yapıyor ama acil müdahale açısından yerel birimler önemli. 

- Özellikle döküman anlamında Türk dağcılığına katkınız yadsınamaz. Çizdiğiniz rotalar ve faaliyet raporları pek çok yerde yayınlandı. “Kaçkarlar” ve “Aladağlar’da 50 Rota” adlı kitaplarınız da bu dökümanlardan bazılarını bir araya getirdiğiniz çalışmalardı. Bu tür çalışmalarınız devam edecek mi? Dökümantasyon anlamında yeni bir çalışmanız var mı? 
Evet çalışmalar sürüyor. Bunları esas olarak kendim için yapıyorum ama bir şekilde yayınlanması büyük bir onur benim açımdan. Yakında Pakistan dağlarıyla ilgili bir çalışma çıkacak. Daha çok oradaki maceralarım, 3 aylık bir tırmanışımın anıları yer alacak. Birde kış tırmanış teknikleriyle ilgili bir kitap var. Şu anda onun dizgi aşamasındayız. Olursa, buz tırmanışı, kar tırmanışı, mix tırmanış ve kış dağcılığı konularında kapsamlı bir kaynak ortaya çıkacak. 

- “Kaçkarlar” ve “Aladağlar’da 50 Rota” kitaplarınız kaç yıllık bir çalışmanın ürünü? 
Net olarak birşey söylemek çok zor. Çünkü ben dağcılığa ilk başladığım yıllardan beri çiziyorum, raporlarını tutuyorum gittiğim yerlerin. Dolayısıyla bu bir birikim sonucunda ortaya çıktı. Dediğim gibi kendim için yapıyordum aslında ama sonra bu notları arkadaşlara dağıtmaya başladım. Baktım ki işe yarıyor, niye kitaba dönüştürmeyeyim dedim ve geçen senelerde birkaç kitap ortaya çıktı. 

- Kişiliğini ya da tekniğini örnek aldığınız Türk veya yabancı dağcılar var mı? 
Yabancı dağcılardan çok var. Türk dağcılardan mesela kaya tırmanıcılarından Öztürk’ü çok severim. Çünkü benim açımdan sadece tırmanış ya da dağcılık değil, o insanın kişiliği, insanlara yaklaşımı da önemli birşey. Hatta hepsinden çok çok daha önemli. Diğerleri sadece teknik bir detay. Kaç derece tırmandığınız değil nasıl bir kişiliğe sahip olduğunuz önemli. Tırmanış güzel birşey tabii ama insanlar sadece tırmanışla karakterize değil gerçekten. 

- Fotoğraf çekmeyi çok seviyorsunuz sanırım. Gerek internet sitenizde gerekse kitaplarınızda tarafınızdan çekilmiş birçok güzel fotoğraf var. Bu merakınız nasıl başladı? 
Zevk için fotoğraf çekiyorum. Benim dayım doğa fotoğrafçısı ve kuş gözlemcisiydi. Çok küçük yaşlarda onun yönlendirmesiyle fotoğrafçılığa başladım. Şimdi ise fotoğrafsız olmuyor. Zaten belgelemeyi de seviyorum. Apayrı bir sanat fotoğraf çekmek ve manuel makinayla çalışmak da çok keyifli birşey. Dijital makineleri sevmiyorum ama manuel makineyle slayt çekmek çok çok keyiflli birşey, apayrı bir uğraş. 

- Bu konuda herhangi bir teknik eğitim aldınız mı? 
Hayır, ben bu konuda alaylıyım. En başta birsürü kötü makineyle başladım. Bir süre sonra daha güzel makinelere, daha iyi objektiflere geçtim. Gerisi sizin görüşünüze, bakışınıza kalmış zaten.

2005-Onur Acar - Özlem ÖZGÖBEK (Yayına Hazırlayanlar)

Son DüzenlenmeCumartesi, 22 Aralık 2012 20:26

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol