Menu

İnönü yaylası İzmit

Etkinlik ismi: Lewski'nin Hatıra Ormanı 
Hazırlayan: Alpay Oğuş 
Etkinlik yeri: İzmit İnönü yaylası 
Katılımcılar : Alpay Oğuş, Mehmet Alpözgen, Ayça Oğuş, Ayşe??

Pandül grubundan tanıdığımız Ayşe'nin teklifi üzerine İnönü yaylasına gitmeye karar verdik. Sabah buluşma ve hazırlık safhalarından sonra yola çıkabilmiştik. Menevşe yaylası ve çevre yerleri gezmiş ve biliyor olmamıza rağmen, İnönü yaylasına hiç gitmemiştik. Kış daha yeni bitiyordu ve karların kalkıp kalkmadığı endişesi yaşıyorduk. Buna rağmen yola çıktık. Öğlen vakti çıkış yapmak zorundaydık. Akşam saat 4 gibi köye vardır. Bu saatten sonra hızla yaylaya doğru gitmeliydik. Topladığımız bilgiler ve Ayşe'nin daha önce buraya gelmiş olmasının verdiği bilgilerle yaylaya 2 saat içerisinde varabileceğimizi düşünüyorduk. 

Köyden biraz yürüdükten sonra Ayşe'nin hayat arkadaşı LEVSKY'yi sevindiren ama bizi şaşkınlığa düşüren bir şekilde kar ile karşılaştık. Daha yükseklerde kar bekliyorduk. Ama bu kadar başlangıçta hayır. Hemen çantamı indirip, tozluklarımızı takalım arkadaşlar diye seslendim. Ben çantamla ilgilenirken kimsede bir hareket olmadığını fark ettim. Herkes birbirinin suratına bakıyordu. 

-Ne tozluğu..Ne kar'ı

Kontrol listelerinde olmasına rağmen yaz faaliyeti olduğu için kimse tozluk almayı akıl etmemişti. Bunun üzerine ben tozluklarımı takıp öne geçtim. İz açarak arkadan gelenlerin ayaklarının daha yavaş ıslanmasını sağlamaya çalıştım. 2 saat kadar yol aldıktan sonra İnönü yaylasına varamamıştık. Bunun kardan dolayı yavaş ilerlemeye bağlı olduğunu düşündük. Sürekli olarak Ayşe'nin çevrede tanıdık bir yer bulmasını bekliyordum. Sürekli her yer tanıdık geliyor ve biraz daha yürüdüğümüzde yaylaya varacağımızı söylüyordu. Yürüyüş oldukça keyifli geçiyordu. Çantalarımız ağır, kar yumuşak, moraller yüksekti. 4 saat geçmiş olmasına rağmen hala yaylaya varamamıştık. Yolu bilen sadece Ayşe olduğu için sadece onun gözlemlerine bağlı olarak ilerliyorduk. Grup içerisinde yolun doğru olmadığı ile ilgili konuları sürekli değerlendirdik. Her yol ayrımında acaba gözden kaçan bir ayrıntı var mı diye dikkatlerimiz arttırıyorduk. Saat 7 olmuştu ve hala yaylaya varamamıştık. İki ihtimal üzerinde duruyordum. Birincisi yol yanlıştı, ikincisi süre konusunda bir yanılgı vardı. Ama her iki durumdan da çekinmiyordum. Çünkü geri dönüş yolu gayet belirgindi. Yaylaya varamasak ta her yerde kamp atabilirdik. Tüm malzememiz tamamdı. Yürüyüş zorlayıcı olmaya başlamış, karanlık iyice çökmüştü. Ayşe artık köpeğinin herhangi bir hayvanın peşinden gitmesi yada saldırıya uğraması korkusundan tasmasının takılması gerekiyordu. Bu tasmayı da benden başkası tutamazdı. Çünkü köpek sürekli hareket ettiği için yürüyeni farklı yerlere basmak zorunda bırakıyor, bu sebeple ayaklar daha çok ıslanıyordu. Sonuçta ben aldım. Arkadakiler için hem düzenli bir iz açmak hem de köpeği idare etmek çok zordu. Bunun üzerine adımlarımın aralıkları hakkında da şikayet alınca artık yürüyüş çok performans harcayıcı olmaya başlamıştı. 

Ekip ile sık sık konuşarak son durumlarını anlamaya çalışıyordum. Ayşe'den aldığımız bilgiler doğrultusunda yaylada sıcak bir köy evi bulabilme ihtimalimiz yüksekti. Bende bu imkanı yakalamak istiyordum. Çünkü herkes çok ıslanmıştı artık. Ayşe sürekli olarak şu tepe, şuköşe ile moralimizi yükseltmeye çalışıyordu. Fakat o köşeyi dönmemize rağmen bir türlü yaylaya gelemedik. Saat 10:30 olmuştu. Toplam 6.5 saat yürümüştük. Ama gece yürümesi keyifli idi. Yanımızda bir köpek vardı. Bizi bir tehlike anında erken uyarabilirdi. Gökyüzü mükemmeldi. Kar kısmi bir aydınlığa yol açmıştı. Keyifli bir yürüyüştü. Fakat ayaklar benim dahil olmak üzere ıslaktı ve artık ekip yaylaya varmanın zor olduğunu düşünmeye başlamıştı. Fakat söylenmeler sırasında bunlar dile getirilmeye başlamadan önce ben zaten bir kamp yeri bakmaya başlamıştım. Aynı zamanda ateş yakmak zorunda olduğumu biliyordum. Çünkü her şey çok ıslanmıştı. Ve yarın sabah hava nasıl olacak belli değildi. Herkesin suratı asıktı. Yürüyelim diyenler, yaklaştık diyenler, yeter artık diyenler. Ama bu saatten sonra yayla karşımıza çıkmamıştı.Bence de artık yolda bir yanlışlık vardı. Süratle üşüyen vücutları ve ıslanan ayakları kurtarmak gerekiyordu. 

Uygun bir kamp alanı gördüm. Hızla oraya inerek keşif yaptım. Arkadaşlarımı çağırdım. Bu sırada bazı takılma ve kara batmalarla birlikte yorgunluk alemeti olan zıtlaşmalar yaşanmıştı. Mehmet ve Ayça iyice titremeye başlamışlardı. İlk önce kendi çadırımı kurdum. Hemen Ayça ve Mehmet'i uyku tulumları içerisinde kuru eşyalarını giydirerek dinlenmeye ve ısınmaya geçmeyi teklif ettim. Kabul ettiler. Sonra Ayşe'nin kurmakta çok tecrübeli olmadığı çadırını kurup onu da uyku tulumunun içerisine girmesini sağladım. Yanımda ilk kez kullanacağım MSR ocağım olduğu için şanslıydım. Çünkü bu performanslı ocak hızlı davranmamı sağlayacaktı. Benim de ayaklarım ıslaktı ama üşümüyordum. Sanırım üşüyen olma sırasını kaptırmıştım. Böyle bir hakkı olmayan biri olarak süratle çorba yapmaya koyuldum. Çadırların içerisinde söylenmeler ve titremeler duyuluyordu. Çorba 10 dk da hazır oldu. Herkesin çantasını karıştırıp bardaklarını buldum ve çorba servisi yaptım. O ana kadar dışarıda ne yaptığımı düşünmemiş olan yada fark etmemiş olanlar çorbaları görünce şöyle bir saldırdılar. Çorbaların içerisine ekmek doğramıştım. Kimse "Iğğğ"demedi. Sıcak çorbanın iyi geldiğini düşündüren inlemeler sırasında bende semizotu yemeği yaptım. Bu yemek olma aşamasında ateşi yaktım. Islak ayakkabıları kurumaya aldım. Yemek olduğunda herkes kendine gelmiş ısınmıştı. Yemekte mum yakalım romantik olsun söylemleriyle ortalık gülmece dolu bir keyfe yerini bırakmıştı. Yemeği yedik. Bu sırada bir hata yaparak ben ayakkabılarımı çıkardım. O zaman vücut ayakların üşüdüğünü fark edip bir titreme emri verdi. Bu sefer ben nakavt oldum. Çadırda uyku tulumunda titrerken ateş başında Ayça ayakkabıları daha iyi kurutma yolları bulmaya çalışıyordu. 

Arkasından uykuya daldık ve sabah güzel bir güneş ile uyandık. Altımızda kar çevremiz bembeyaz ve ısıtıcı güneş. Keyifli bir kahvaltı ile dönüşe başladık. Tabii çok kolay oldu ve kısa sürede arabamızın yanına vardık.

Herkesin suratında hedefe varamama ve beklenmedik karın verdiği sıkıntılı bir surat vardı. Bu negatif elektrik dönüş yoluna da yansıdı.

Fakat ben bunun geçici olduğunu düşünüyordum. Bu sıkıntılarla faaliyet değerlendirildiğinde kötü bir faaliyet denmesi mümkündü. Fakat ben daha çok katılımcı arkadaşların kaldıkları kötü durumdan kurtulmak için gösterdikleri çabanın kısa sürede bu faaliyet keyif verici bir şekilde hatırlamaya yardımcı olacağını düşünüyordum.

Öylede oldu birkaç gün sonra böyle bir düzensizlik yaşamış ve sıkıntılı durumlarda kalmış arkadaşlardan teker teker bu faaliyetle birlikte ne kadar çok şey öğrendikleri ve ne kadar faydalı olduğu ile ilgili açıklamalar duymaya başladım. Bu beni çok sevindirdi. Böylelikle sınırlar zorlanmış, sinirler gerilmiş, doğa karşısında zora düşülmüş, bu zor durumda hızlı karar verilmeye çalışılmış, yardımlaşılmış ve sonuçta geri dönülmüştü.

Ağrı'ya tırmanışlarda da bu durumlar yaşanmıyor muydu. ?

--Herkesin Ağrı'sı farklıdır.



Alpay Oğuş

Bu kategoriden diğerleri: « Tahtalı Dağı (2366m) Yedigöller Bolu »

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol

DMC Firewall is developed by Dean Marshall Consultancy Ltd