Menu

Serindere Yuvacık

 

Hatırlamadığım bir faaliyetten dönüyoruz. Grup tamamen istanbula dönme kararında.Bazılarına rezillik yetmemiş bir fikir ortaya atıldı. Yol üstünde bir yerlerde inelim ve menevşe yaylasına çıkalım. Daha önceleri aytepe de bir takım faaliyetler yapmış ve serindere ile sıcakdere birleşiminde bulunan alabalık çiftliğinde kaya tırmanışı yapmıştık fakat bu iki derenin de yukarı taraflarını bilmiyoruz. Anlatdığı kadarıyla sıcak olanın üst ucunda veysel dayı var soğuk dere ise bambaşka bir yerden geliyor. İki derenin arasında kalan alana ise menevşe yaylası deniyor ve yayla yüksek duvarlarla derelere iniş izni veriyor. 



Bizde tüm ip ve teknik malzemeyi alarak trenden indik. O sırada sayımızın daha fazla olması için çaba gösterdiğimizi hatırlıyorum. Ertesi sabah yola koyulduk önce sorarak, sonraları çok seveceğimiz ve çok ziyaret ettiğimiz veysel dayının mekanına gittik. Büyük bir yeraltı suyunun başında bekçilik yapan veysel dayı zamanla mekanını bir cennete döndürmeyi becermiş bir rize' li. Çok iyi bir insan. Onu bulup bir çay içip biraz ısındıktan sonra aldığımız tarifle yola kuyulduk. Tabii bir orman içindeki tarif nasıl olabilir ki . Bir patika ile karşılaşacaksınız. Sakın sola gitmeyin. Hep sağa. Bir ev grubu bulacaksınız onun yanından karşı tepelere. Bunlardan hepsinden önce geniş bir düzlük bulacaksınız. Burada yine sağdan orman içine girin. Bizde hızlıyız ya yarı dinledik yarı he he dedik çıktık yola. Hava ıslak ama çok yağışlı değil. Hafif bir ciseleme var. Pınar biraz üşüyor. 



Ramo bu kadar sıcak havaların kendisini sıktığından şikayetçi. Tabii bir çok patika bulduk ve yaylaya çıktığını düşündüğümüz birçok karar verdik. Daha sonraları bir rehber ile bulduğumuz yayla yolu ile bu faaliyette gittiğimiz yolu karşılaştırdığımda çakışan hiçbir yol olmadığını görüyorum. Sanırım buda faaliyetin trajedisinin ve zorluğunun belirteci olsa gerek. Çok sefil bir bir tırmanışa başlamıştık sürekli olarak karar vermek zorunda kalıyor bilmediğimiz bir yere ulaşmak için sürekli ormanların içerisinde debeleniyoruz. Bize verilen tarifte yaylaya 2 saatte ulaşacağımız yönünde idi. Ama biz iki afrika geçtik hala yayla yok. Tırmanışlar inişler tarlaların yanında çamura batmalar. Ara ara artan yağmur altında sırıl sıklam olmalar ama devam. Yükseldikçe sis artıyor. Geri dönmeye kalksak mümkün değil aynı yolu tutturamayız. Sürekli ilerliyoruz. Muhakkak bir insana rastlamalıyız. Bacaklarımız artık isyan ediyor tüm kamp malzemesi üstümüzde ve donlarımıza kadar ıslağız.



Akşam Saat 5 .Tepe olduğunu anladığımız bir yere ulaştık görüş mesafesi 100 metre. Bir naylon ev bulduk. Yani yere dört kazık çakmışlar ve naylonla cevresini kapatmışlar niye olduğunu bilmiyoruz. Belki bir sera. Ama kimse yok. Artık ilerlememeye karar verdik. Bu naylon evde kuruyup konaklamamız lazım. Ramo hala havanın çok sıcak olduğunu iddia ediyor. Pınar da ona küfür. Hemen organize olduk ısınmalı ve giyeceklerimizi kurutmalıyız dışarıda ateş yakmak mümkün değil. Yağmur ve rüzgar var. İçeride naylona zarar vermeden ve bizi zehirlemeyecek bir ateş yakmaya karar verdik. Ama ateş yanmaya karar vermemiş. Son sistem uğraşı ve mühendislik yaklaşımlarımız bile ateşi alevlendirmiyor.

Ama hiç olmazsa yağmur kafamıza düşmüyor. En azından bu iyi. Biz burada bunlarla ilgilenirken Ramo çevre keşfi yapmaya çıkmıştı. Hayat çok zor ve gelip biran önce duruma yardımcı olmalarını bekliyoruz. Geldiler ve tarifte adı gecen pembe villayı bulduklarını söylediler. 300 metre arkamızda imiş. Sis. Tam olarak Menevşe yaylasındaydık artık. Bu en azından o durumda bile olsa amacımıza ulaştığımızı gösterdi bize sevindik. Ama kısa sevindik. Hemen üşümeye devam ettik. Pınar donmaya devam etti.Toparlandık pembe evin oraya yola koyulduk . Birkaç villa vardı en yukarda zevksizlerdi. Fakat hayal ettik. Bu ıslaklıkla çadır kursak ne yazar. Ateş yakmamız lazım. Kurumak ve ısınmak için. Tüm villalar olanca sağlamlıkla dışarıdan gelecek misafirlere demirden kapılarla dur yaklaşma diyordu. Son anda farkettik bir köy evini kapısı açık bana gelin diyordu. Kafamızı uzattık iceriye kimse yoktu. Ve kötü ziyaretcileri olmalıydı. Ortalık kırık şişeler ve çöple dolu idi. Ama bizi kabul etti. Bir odanın kapısını açtık aman tanrım ona ne. Bir kuzin yanmaya hazır. Biri arkadan bağırdı.-burada çok odun var. Hemen yerleştik içeriye biri yemek yapmaya biri cevreyi düzenlemeye biri sobayı yakmaya biri cevrede birileri varmı diye bakmaya koyuldu. Bir saat içerisinde toparlanmış temiz odada tişörtlerimizle keyifli bir muhabbete dalmıştık. Pınar'ın yüzüne renk geldi. Çaydanlıktaki su 4 dk da kaynıyordu. 

Cennetten kayıp bir parcayı hiç umulmadık bir yerde bulmuştuk. Güzel uyuduk. 

Sabah birazda ev sahibine teşekkür anlamında tüm evi derleyip toparladık. Dönüş daha hızlı olacaktı ya koşuşturmadık hiç . İki dakka da aytepe de olurduk. Kahvaltı edip yola koyulduk. Ama geldiğimiz yöne değil bela yönüne doğru. Hesapta şu anda iki derenin kesiştiği yükseklikteyiz. Dik aşağı yürürsek iki derenin birleştiği alabalık çiftliğine ulaşırız. Oradanda aytepe bir saat. Nasıl plan. Kolay bir yerden dere ye iner kanyon içerisinden alabalık çiftliğine ulaşacağız. Aylardan Nisan Başı. Buradan inemeyiz burası ormanlık falan derken biz bayağı serindere kolu boyunca yukarı ama yayla yüksekliğinde ilerledik. Artık dereye inme kararı verdiğimizde iniş için güvenli yerleri seçmeye çalışıyoruz. Sandığımızın 4 katı bir sürede , 4 kez ip inişi yapmak zorunda kalarak. Dere yatağına ulaştık. Değerli zeka mühendisleri olarak plan yaptık. Alabalık çiftiğinin 3-4 saat uzağında sağdaki dere üzerinde bir yerdeyiz. Hemen inişe geçtik keyifli keyifli kayalardan atlıyoruz. Su çok soğuk ve iki tarafımızdaki duvarlar sürekli yükseliyor. Gürültü artıyor. Hemen yarım saat içerisinde eğim artmaya başlayınca dere içi zorlaşmaya başladı ve ilk zorunlu karşı kıyıya geçme durumuyla karşı karşıyayız. Pınar ayaklarını ıslatmamaya kararlı. Bazıları kanyon gidilirde sistem kurulmazmı saplantısında. Ramo ulan nerde başbelası bir iş bulsamda onu yapsam diyor. Önce karşı kıyıya devrilmiş bir ağaç üzerinde yürüdü ramo gerek yürüdü gerek yapıştı ağaça tüm bedeniyle boşverin şimdi. Karşı kıyıya geçti.İp atıldı. Sistem kuruldu. Önce çantalar ve kadınlar. Karşı kıyıdayız. Kuruyuz ama 2 saat kaybettik. Yürümeye devam tam tamına 20 metre sonra tekrar karşı kıyıya geçme zorunluluğu. Ben küfürü bastım ve dizime kadar suya girdim karşıdayım. Ramo yanımda. Tam 10 metre sonra tekrar karşıya geçme zorunluluğu. 4 değişik tonda 4 ayrı küfür. Donlarına kadar ıslak dört beden. İstasyon kurarken harcadığımız zamana acıdık. Sonraki tüm yaşamımız donumuza kadar suyun içerisinde. Pınar sürekli küfür ediyor. Köşelerin sayısı azalmış olmalı. Birazdan alabalık çiftliğinde olmalıyız. Mühendislik hesaplarımız bunu söylüyor bize. Alabalık ciftliğinin üzerinde bir kayada belirgin bir kuş gagası var her tepeyi bu gaga sanıyoruz. Yada yaptığımız hesabı burada gaga olmalı şeklinde yapıyoruz. Gel gaga git gaga gaga ortalıkta yok. Bir türlü ortayada çıkmıyor. Akşam saat 5 ve biz hala kanyondayız. Bu arada tehlikeli ve suya kapılma ihtimali olan yerlerden geçiyoruz. Bazı şelaleler geçilmesi imkansız. Çevresini dolanıyoruz. 60 70 derece eğimlerde yükle geçmek durumundayız. Bir ara pınarın sesini duyuyorum. Kafamı cevirdiğimde 8-10 metrelik bir ucuruma doğru eğimli toprağa tırnaklarını geçirmiş kaydığını görüyorum. İp bende ama ben çantamı atana kadar, ipi atana kadar. Mümkün değil Pınar kendi imkanlarıyla duruyor. Sanırım tırnakları arasındaki toprağı bir ay temizleyememiştir. Tarla sürmüş gibi iz bıraktı. Neyse atlattık Durdu. Aldık yukarı bembeyaz ama gülüyor. Histerik tabii. Yola devam. Hayır durun diyor biri. Devam edemeyiz hava kararmadan bir kamp yeri bulalım. 3-4 saatte varacağımızı düşündüğümüz yer, bir gün boyunca karşımıza çıkmadı. Ben ısrar ediyorum yahu hesapladım en fazla yarım saat mesafede olmalı alabalıklar. Biri arkadan bağırıyor. Sabahtan beri böyle diyorsun. Haklı susuyorum. Zaten o gün bu gündür kimse bana yön ve mesafe sormaz oldu. Sırılsıklamız. Ateş yakmaya çalışıyoruz. Bir tişört harcadık yinede yanmadı. Ortalık çok nemli. Dere üzerinde bir yerdeyiz. Sanırım altımızdan bile su akıyor. Bir su samuru görüyoruz. Rahatca yüzüyor. Ve tüm gece altımızı oydu. Sabah ilk ışıklar kampı hemen topladık. Yola koyulduk Bir önceki günden bir farkı yok. Tam 7 saat kanyon içerisinde gittik gene ve gaga hala yok. Bu sever göbeklerimize kadar ıslağız. Pınar daha fazla. Bir kez suya kapıldı. 

Ve zor durdurdu kendini. Donma tehlikesi geçirdi sanırım. Komple soyup daha az ıslak kıyafetler giydirdik.Toparlandı. Bir şelaledende ip kullanarak geçmek zorunda kaldık. Ve bir takoz bıraktık. Artık faaliyet bizim için sinir bozucu olmaya başlamıştı. Yaralanma ve ayak burkmalar arttı. Akşam saat 4 ben durdum ve diğerlerinin gelmesini bekledim ve teklifimi yaptım. Artık çıkışı kanyon içerisinde aramayalım. Çünkü akşam oldu ve bir gece daha kanyon içerisinde kalamayız. Kimse ses çıkarmıyor. Buraya dikkat burası aslında trajedinin en vahim noktalarından biri. İki dere birleştiği yerden 200 metre sonra alabalık çiftliği var. Ve bu kararı almadan 10 metre önce bu iki derenin birleştiği çatalı geçiyoruz. Ben bu kısmı sanırım sırtım dönük geçtiğim için sıcak dere katılımını görmüyorum. Diğer arkadaşlarım bu çatalı görmelerine rahmen kanyondan çıkma teklifime itiraz etmiyorlar ve artık daha beter bir durumdayız. Yine sert bir tepeyi çıkıyoruz. 2 saat sürüyor. Ve bacaklarımda artık derman yok. Biraz yürüyünce bacasından duman çıkan bir ev. Hava aydınlık zaten hemen kuruyoruz. Eve ulaşmaya gücümüz yok. Hemen ardından sıçak bir soba ve sıcak rize'liler. Köylü durumumuzu anladıktan sonra bize ilgi gösteriyor ve bizi cama götürüyor. Aptallığın tarihinde yerimizi alıyoruz. Dere içinden yarım saat devam etsek alabalık çiftliğinde olacakmışız. Ben hariç diğer üç arkadaş orada iki derenin birleştiği çatalı gördüklerini benim de görmeme rağmen böyle bir teklifte bulunduğuma karar vermişler. Nasıl olur çataldan 200 metre sonra alabalıklar. Nasıl böyle bir teklif yaparım. Kendimizi yiyiyoruz. Şu anda aytepe'nin tam karşısındayız. Ama çok uzağız. Hiç olmazsa sol yamaca değilde sağ yamaca çıkmış olsak bile yarım saat içerinde aytepede olacakken şimdi nasıl gideceğimizi bilmediğimiz bir yerdeyiz. Neyse köylü bize yardımcı oluyor ve benzin parasına bizi şehre götüreceğini oradan kendi başımızın caresine bakmamız gerektiğini söylüyor. Dışarıya çıkıyoruz. Külüstür bir kamyonetin yanında bir yaşlı adam biz karşılıyor. 

Bizi götürecek kadroyu görünce tamam diyoruz. Bizim olayımız daha bitmedi Hadi hayırlısı. Hayatımızda karşılaştığımız en bıçkın ve atak off-road şöförüyle yola çıkmışız meğerse. Arabanın camı çatlaklarla dolu arkası görünmüyor. Şöför camdan kafasını çıkararak arabayı kullanıyor. Kullanıyormu araba kayarak ağaçlara çarparak taşlardan zıplayarak kendimi gidiyor belli değil. Biz sürekli yutkunup söyleniyoruz. Başka bir köyedede başka bir araba tutarak sefil bir şekilde başlarımız önde eğik aytepeye varıyoruz. Şaka bir yana artık sağ salim geldik ya keyiften dört köşeyiz. Ama biraz onurumuz da kırılmadı değil. Kanyonu bitiremedik. Kamp alanımıza bir kamyonla döndük, takoz bıraktık kanyonda. En sevdiğim faaliylerden biri oldu ve sürekli anlatılır durur.

Alpay Oğuş
03.04.1999 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol

Our website is protected by DMC Firewall!