Cumalıkızık Büyükbalıklı Kanyon çıkışı

Etkinlik ismi: Bir Parça Perlon
Tarih: 2001
Hazırlayan: Kaan Kurt
Etkinlik yeri: Cumalıkızık Büyükbalıklı Kanyon geçişi
Katılımcılar : Alpay OĞUŞ, Hüseyin ÇAĞLAYAN, Çağlar ÖĞÜNÇ ,Kaan Kurt
Teknik Malzemeler : 50m ip, Muhtelif Boy Perlon Takoz , Karabina, Atc, Ekpres, Yardımcı ip, Kolon, Kask

Cumalıkızık köyüne ilk gidişimizde bir hayli kalabalık bir ekiptik. Aslında ne oldu ne bitti çok anlayamamıştım. Şöyle böyle derken gün geceye, yollar İstanbul'a bağlandı ve dönüş…Ama o kanyon yokmu, hani derler ya tadı damağımda kaldı... Gerçi çok ileri gidememiştim ben ama olsun, müthiş heyecan vericiydi. 

Biz kamp eğitimi alırken Alpay, Çağlar ve Hüseyin kanyonun sonuna doğru devam etmeye etmişlerdi. (Biraz keşfe çıkacaklardı yani) Arkalarından onlar giderken öyle bir bakışım vardı ki utanmasam ağlayıp zırlayacaktım, benide yanlarında götürsünler diye. 

Akıl almaz bir dürtü vardı içimde, beni çağırıyordu durmadan kanyonun derinliklerine ama henüz yeterli gürülmemiştim o kanyona girmeye...

Alpay, Çağlar ve Hüseyin döndüklerinde malzemesiz daha ileri gidilemeyeceğini sölemişlerdi. Bunun üzerine malzemeler ile tekrar gelinmeye karar verildi. Tabii o zaman ben bu ekipte yoktum doğal olarak.

Bir sonraki hafta Cumalıkızık'a gidildiğini öğrendiğimde hemen lafın üstüne atladım.. ve ekibin içinde olursam geleceğimi söyledim;Kabul ettiler. O kadar şaşırmıştım ki bir defa daha sordum "gelebilirmiyim" diye.

O dakikadan sonra bende hatlar kesildi, dünyayla ilişkimi kesmiş kafamda sadece kanyon ile yaşamaya başlamıştım. Heyecan sanki damarlarımda dolaşan kandı.Yola Cuma çıkılacaktı;Cuma gelmek bilmedi.. 

Nihayet günlerden Cuma. Ben işyerinde adeta düz duvara tırmanıyordum; kanyondan gelen ses daha gürleşmişti, taa derinliklere çağırıyordu beni. 

Saat sekiz buçukta ilk Hüseyinle buluştuk, daha sonra Çağlar ve Alpay. Yola çıkmıştık ama eksik vardı. Fotoğraf makinası için dia alacaktİk. Saat 9 civarlarında açık bir fotoğrafçı bulmak biraz zordu ama arıyorduk. Alpay ilk olarak bir markete girdi. (Endi Market) Marketten eli boş çıktı. Marketçiyle arasında geçen dialog oldukça ilginçti: 

Alpay- Dia varmı abi...
Marketçi- Yok abi bizde kodak var...

Yola çıktık ve ilk uyarı Alpay'dan geldi

- herkes malzemelerini aldı mı?. 
İlk ses Hüseyin'den geldi:

- ne malzemesi sen almayacakmıydın bütün malzemeyi

O an susup kaldık. Artık geri dönemezdik. Alpay Hüseyine perlonla İsveç Kazığı (Pardon kızağı) yapacağını söledikten sonar kısmen bu sorun çözüldü 

Cumalıkızık girişinden düş köyüne girdik. Düş köyümüz oldukça sessizde , saat neredeyse birbuçuk olmuştu. Hemen köyün üstündeki alana çıktık. Kendimize geceyi geçirecek bir bulduk ve kampımızı kurduk ancak gece bağıran domuzların, uluyan köpeklerin ve de silahların sesleriyle biraz huzursuzdu.

Sabah erkenden uyandık ve köy kahvesinde sıcak çaylarımızla kahvaltımızı yaptık. Saat 08:26'da yola çıktık.

Rotamız geçen sefer keşfettiğimiz su yolundan direkt kanyona inmekti. Bir süre yürüyüp su yolunun girişini bulduk.Su yolundan çıkıpta kanyona girdiğimizde müthiş bir şaşkınlık geçirdik. bir damla su yoktu kanyonda. Nereye gitmişti akan sular. Bir gariplik vardı ama çözemedik. Yaklaşık 1-1,5 saatlik bir yürüyüşten sonra 10:10 geçe geçen sefer kamp attığımız yere geldik ancak bu sefer durmadan yola devam ettik. Bu arada yavaş yavaş akmaya başlamıştı sular ama niye aşağİ tarafa ulaşmıyordu bilinmez. 

Saat 11:27'de Alpay, Hüseyin ve Çağlar'ın daha önce gelipte geçemedikleri şelaleye geldik. Burada öğlen molasına verildi. Bir saat kadar kalıp suya girecektik, buz gibi suya bıraktık kendimizi. Birazda atıştırdıktan sonra hazırlıklarımızı tamamlayıp devam etmeye başladık. (Saat 12:30 civarında) 

Şelalenin hemen yanında çıkılacak bir yer aradık ama bulamadık. Biraz geride bir tırmanma noktası bulduk ve oradan tırmanmaya karar verdik. Fakat çıktığımız yerde nereye el atsak elimizde kalıyordu. Hüseyin bir noktada ben ve Çağlarda bir noktada takılıp kaldık. Hareket etme şansımız çok fazla yoktu. Alpay ise başka bir noktadan yukarıya çıkıp bize ip açmak için harekete geçti. Alpay'ın çıktığı nokta ise oldukça hareketli idi. Bizde tam altında olduğumuz için zor hareket ediyordu. Neyse Alpay bir şekilde tepeye ulaşıp bize ip açtı. Bizde emniyetli bir şekilde yukarı tırmandık. En son Çağlar kalmıştıki Alpay'ın elinden ip biraz aşağıya düştü. Uzanıp alabilecek bir durumdaydı. Ve faaliyetimize ismini veren o müthiş replik Alpay'ın dudakları arasından döküldü "Bir Parça Perlon yokmu? ". Bendeki perlonu Alpaya uzattım. Alpay emniyetini biraz uzatıp aşağıya kayan ipi uzanıp aldı ve Çağlarda yukarı geldi. Ama anladım ki, bu işi hepimiz profesyonelce yapıyorduk. Ama söylemeliyimki tek korktuğum nokta kendime değilde başkalarına zarar vermekti. 

Bu noktayı biraz zorlanarak geçmiştik. Genede çok iyi bir tecrübeoldu. Daha sonra kolayca tekrar kanyona indik. Amacımız kanyonu takip edip radara ulaşmaktı ki radar gözüktü. Çok yakında fakat çok yüksekti. Gördüğüm kadarıyla radara ulaşmak için oldukça fazla şelale geçmek zorundaydık. 

Bir süre daha kayaların üstünde atlaya zıplaya ilerledik ve bizim ikinci geçiş noktası olarak adlandırdığımız şelaleye geldik. Tekrar uygun bir yol bulundu ve Alpay yukarı çıkıp bize ip açtı. Burasıda geçilmişti. Ufak ufak bir sürü şelaleler geçtik daha sonra. 

Sonunda üçüncü geçiş noktamız büyük şelaleye gelmiştik. Muazzam bir görüntüydü. Müthiş güzel bir şelaleydi. Biraz dinlenmeye karar verildi. Ve Tang. O kadar çok tang içiyordukki içimizde Tang ağacı çıkacaktı neredeyse... 

Mola bitti ve şelaleyi geçmek için en uygun yer arandı. Şelalenin sağ tarafından yokuş yukarı ve ağaçlık bir alan vardı. En uygun yer burası gözüküyordu. Buradan çıkışımız başladı. Ayağımızın altında kaygan bir toprak vardı ama allahtan ağaçlar ve ağaç kökleri sayesinde tepeyi aştık. Yukarıya çıktığımızda bir karar vermek zorundaydık. Ya daha yukarı devam edecektik yada tekrar ileriden bir yerden kanyona inecektik. Kanyona inersek şelaleyi aşmış olacaktİk ama radara gidene kadar bunun gibi bir çok şelale olacağİnİ tahmin ediyorduk. Karar verildi yukarı çıkıp uygun bir yerde kamp atacaktık.Çünkü hava kararmaya başlıyordu. Aşağİ kanyona insek orada kamp atacak yer bulamazdık muhtemelen. Hepimiz yukarıya çıkmaya karar verdik ama en önemli şeyi unuttuk: Su... Alpay'ın hatırlatmasıyla; yukarıda su olmayacağını ve yanımıza su almamız gerektiğini belirti. Hüseyin ısrarla susuz idare edebileceğimizi söylüyordu. Evet su gerekliydi. Ve Çağlar -insanın babası yapmaz Alpay'ın yaptığını- dedi. Niye mi... Alpay ip açıp kanyona inecek ve su getirecekti. O ana kadar suya hiç ihtiyacımız yoktu çünkü suyun içindeydik. Tüm matara ve su şişelerini Alpay'a verdik ve Alpay suları doldurdu ve yukarıya çıkmaya hazırlandı. Fakat yukarıda Alpay'ın emniyetini birisi almalıydı. Hüseyinin eli zaten problem çıkarmıştı bize yukarıya çıktığımızda. Geriye Çağlar kalıyordu ki o da Alpay'ın emniyetini almaktan çekindi. İş bana kaldı. Hüseyin'in yardımıyla ilk önce kendi emniyetimi aldım ve Alpay'ı yukarıya çekmeye başladım. Alpay sularla yukarı geldi ve su sorunumuz çözülmüş oldu. Bir de Alpay aşağİda iki litrelik bir pet şişe bulmuş ve onuda doldurup getirmişti. Sanki bizim için birisi o şişeyi oraya koymuş. 

Şimdi yukarı çıkış başlıyordu. Yukarıya çıkarken Alpay öndeydi ve durmadan bize az kaldı 20 metre sonra radaydayız, 10 metre sonra yukardayız gibi sözlerle motivasyon mesajları veriyordu. Ama benim içimden bir ses yukarıda ilginç bir şeyle karşılaşıcağımızı söylüyordu radarla değil. 

Sonunda yukarıya vardık. Radar çıktığımız tepenin tam karşısındaydı.Çıktığımız yerde kamp için en uygun yerdi. Dört kişi oraya nasıl sığacağız nasıl yatacağız aklım almamıştı. Her iki tarafı uçurum olan bir yerdi burası. Neyse biz kaderimize razı olup hazırlanmaya başladık. Hüseyin bir ağacın yanındaki hafif yükseltide, ben Hüseyin'in altındaki boşlukta (bu arada en iyi yer benimdi, yattığım yerin bir tarafı boşluk ve manzara Bursa. Bütün şehir ayaklar altında...), Alpayla Çağlarda yanyana benim tam ters tarafımda yattılar. Bir gürseniz bizim kamp pozisyonumuzu herhalde gÜlmekten kİrİlİrdİnİz. Yemeğimiz bittikten sonra yatış pozisyonu almak için ip açtık. Her iki tarafımız da boşluk olduğundan gece ani bir hareketle kendimizi kanyonun kıyısında bulabilirdik.İp sağlama alınıp hepimizin yanından geçirildi ve kolonlarımızla ipe bağlandık. Bizden rahatı yoktu bee. 

Rahat bir gece geçirmiştim. Hatta İstanbul'dan daha rahat ve huzurlu. Doğanın kucağında yıldızların altında uyuyordum fakat erken yattığımız için bir türlü sabah olmuyordu. Gözümü ne zaman açsam hava karanlıktı. 

Nihayet sabah oldu. Kalktık ve kahvaltı ettik. Şimdi tekrar bir karar alınması gerekiyordu. Radara gidiş yonunu kafamızda belirledik ;aslında radara gitmek üzere devam edilebilirdi. Fakat Hüseyin'in elindeki problem sabahta aynen devam ettiğinden ikinci seçenek tekrar geldiğimiz yoldan kanyona inip köye geri dönmek oldu alınan karar. 

Şelalede dinlendikten sonra inişe devam edildi.İkinci geçiş noktamizi da geçtik.İniş sanki hızlıydı!! İlk ve en zorlu geçiş noktamız olan yerden geçecektik. Alpay en uygun yerden ip açtı bize ve sırayla indik. Aşağıya indiğimizde iki balıkçıyla karşılaştık. Oturup biraz sohbet ettik onlarla. Bize radara nasıl gidebileceğimiz konusunda bilgiler verdiler. Radara gitmek için kanyonu hiç bırakmamalıymışız. Kanyon bizi radara ulaştırırmış. Birde radarın arkasındaki tepeden aşağİya ulaşan bir patika varmış. (Tahminimizce hamamlıkızık köyüne inen) 

Aşağıya yaklaşırken bir gölete girip terimizi attıkerdi.Köye vardığımİzda tek düşüncemiz gül bahçesine gidip gözleme yemek ve yanında buz gibi ayrandı. 

Ne yazık ki ayrılma vakti geldide geçiyordu. Beton bahçem İstanbul'a geri dönme zamanıydı. Atladık arabaya çıktık yola. Bekle bizi Yedi Tepe Yediside çamurlu Tepe.

Okunma 4535 defa

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.