Menu

Duygu Yarsur - Söyleşi

 

Duygu Yarsur kimdir, nerelidir? Biraz kendinden bahseder misin bize? 
02/07/1977 yılında İstanbul'da doğdum. Babamın mesleği dolayısıyla 2 aylıkken İstanbul'dan ayrılmışız. Türkiyenin belirli bölgelerini gezdikten sonra İzmir'e taşınmışız. Ergenlik döneminden itibaren yaklaşık 10 sene İzmir'de yaşadım. Tahsilimi burada tamamlayıp çalışmaya başladım. Bir süre burada çalıştıktan sonra İstanbul'a taşındım. Tırmanış hayatıma gerçek anlamda başladığım şehir İstanbul oldu. Halen İstanbul'da yaşıyorum. 




Bu spora nerede, ne zaman başladın? 
Tırmanışa 1998 yılının sonlarına doğru İzmir'de başladım. Ara sıra tırmanıyordum. Bu işi çok ciddiye alıp da hayatımın en önemli birkaç şeyinden biri haline gelmesi ise 1999'un Haziran ayında İstanbul'a taşınmamla birlikte oldu. 

Ailenin bir tepkisi oldu mu? Yani destek mi oldular yoksa köstek mi? 
Bu konuda aileme çok şey borçluyum. Bana hep destek oldular. Çünkü benim tırmanış yaparak çok mutlu olduğumu biliyorlar. 

Zannediyorum Türkiye’de kadın tırmanışçılar arasında ilklerden birisin. Başlarken bir kadın olarak bunun zorluklarını yaşadın mı? 
Hayır hiç yaşamadım. Diğer ülkeleri bilmiyorum ama Türkiye'de kadınlar el üstünde tutuluyor. Hele başarılı olursan herkesin gözbebeği oluyorsun. 

Tırmanış senin için ne ifade ediyor? 
Bir yaşam biçimi diyebilirim. Dar sınırlarla çevrili o bunaltıcı günlük yaşamın tek avuntusu benim için. Yaşamımdaki her şeyi tırmanışa göre ayarladım. 



Tırmanmadın önce yaptığın fiziksel ve psikolojik bir hazırlık var mı? 
Eğer limitimde bir rotaya tırmanacaksam konsantre olmaya çalışıyorum. Rotanın dibine gidip O'na bakıyor, her şeyi yeniden gözden geçiriyor ve kendimi ona teslim ediyorum; tüm gücümü ona veriyor, varlığımı rotadan aldığım hazla doyuruyorum. Burada artık başarılı olmak yada olmamak hiç önemli değil. Rotayı hissetmek daha güzel... Buna karşın rota limitimin altında ise haldır huldur giriyorum. 

Peki gelelim yaptığın tırmanışlara. Duygu nerelerde tırmandı? (Gerçi tüm tırmanışlarını ayrıntılı bir biçimde vereceğiz ama senin için en özelleri en hitleri merak ediyoruz?) 
Türkiye'nin birçok tırmanış bahçesinde tırmandım. Faralya, Akyarlar ve Cımbar hariç. Bu yaz oralarda da tırmanmayı çok istiyorum. Özellikle Cımbar'ı, Fransızların rotalarını çok merak ediyorum. Farklı kaya yapılarında ve bölgelerde tırmanmanın insanın tırmanış tecrübesini çok fazla arttırdığını düşünüyorum. Dolayısıyla insanın vizyonu çok genişliyor. Tırmandığım rotaların hepsi benim için ayrı bir hikaye. Hepsini de çok seviyorum. Ama bana IX-'nin kapısını açan Pelitözü'ndeki “French Kiss” isimli rotanın özel bir yeri var. 



Türkiye’deki bazı rotaların ilk kadın çıkışlarını sen yaptın, nasıl bir duygu? Neler hissediyorsun? 
Aslında bu konu çok da önemli değil. Yani rotaları aman kadın çıkışlarını yapayım diye çıkmıyorum. Galiba benim tırmandığım rotalara kadın tırmanıcılar girmiyor. Ben biraz daha cesur davranıyorum ve limitlerimi sürekli zorluyorum. Başardıkça motivasyonum artıyor ve daha zorunu hedefliyorum, tırmanışa çok fazla adapte olduğum için de başarı çabuk geliyor. Ama itiraf edeyim, bir rotayı ilk kez çıkmak hoşuma gidiyor; yani rotanın ilk çıkışını yapmak. Daha önce ona kimsenin dokunmadığını düşünmek bana haz veriyor. 

Peki yeterli destek alıyor musun, yoksa sadece kendi çabalarınla mı varsın? 
Maddi olarak soruyorsan herhangi bir destek almıyorum. Manevi olarak ise Doğan'a çok şey borçluyum. 4 senelik tırmanış hayatımda bana o kadar yardımcı oldu ki. Ona buardan sonsuz sevgilerimi yolluyorum. 

Belli bir antrenman programın var mı? (fiziksel) 
Herhangi bir programım yok. Hafta içi yapay duvarda antrenman yapıyorum. Bir gün de koşu. Hafta sonları zaten kayadayım. 

Belli bir diyet ya da beslenme programı takip ediyor musun yoksa ben ne yersem ne kadar yersem kilo almam mı diyorsun? 
Özel bir beslenme programı da uygulamıyorum. Ama iyi beslenmeye özen gösteriyorum. Bol kuruyemiş, meyve-sebze ağırlıklı besleniyorum. 

Kendini geliştirmek için antrenman dışında neler yapıyorsun? Takip ettiğin bir sporcu var mı? (Kadın tırmanışçı) 
Fırsat buldukça tırmanış CD'leri izliyorum, dergi karıştırıyorum. Şu aralar Yoga'ya merak saldım. Lyn Hill favorim. 

Peki bu sporun senin sosyal hayatına yansımaları? 
Tırmanış sayesinde iç dünyam zenginleşti, daha mutlu bir insan oldum. Kayada tırmandıktan sonra kafamdaki tüm düşünceler akıp gidiyor, pozitif bir enerjiyle doluyorum. Bu da tırmanış dışındaki hayatımı etkiliyor tabi. 

Tırmanmadan önce nelerle uğraşıyordun? Mesela başka bir spor var mıydı yaptığın? (Tırmanmadan önceki duyguyu düşünüyor musun hiç) 
Tırmanışa başlamadan önce sıradan bir insandım. Küçük yaşlarımda 5 yıl kadar jimnastikle uğraşmıştım. Ergenlik dönemine girdiğimde İzmir'e taşınmıştık. Orada arkadaşlarımla sinema, tiyatro ve klasik müzik konserlerine gidiyordum. Tüm tatillerimi de denize girerek ve bisiklete binerek geçiriyordum. Anlayacağın sıradan bir hayat. Herhangi bir ideal peşinde de koşmuyordum; yani iş hayatına atıldıktan sonra bir kariyer sahibi olmak gibi bir amacım da yoktu. Hayatım böyle sıradan geçiyorken tırmanışla tanıştım ve yapabileceğime inandım. Artık benim de uğrunda mücadele edecek, hayatımı yönlendirecek, çok sevdiğim ve bu yolda başarılı olmak istediğim bir amacım vardı. Bunu düşünmek bile beni mutlu ediyordu. Dolayısıyla da tırmanmadan önceki Duygu'yu hiç özlemiyorum. Şu anki halimden çok memnunum. 
Tırmanırken hızlı ve doğru karar vermek zorundasın. Hiç daha önce verdiğin kararları gözden Geçirdin mi, keşke dediğin bir zaman oldu mu, yada yanıldım dediğin bir kararın? yani çelişkiye düşer misin? 
Tırmanırken genelde net davranırım. Ama bunu öğrenene kadar çok sopa yedim. Yaşadığım kararsızlıklar beni yeri geldiği zaman ağlattı, yeri geldiği zaman kaza geçirmeme neden oldu. Yaşanan her şey bir tecrübe olarak kalıyor insan hayatında ve daha iyi öğreniyorsun bir takım şeyleri. Zor bir rotayı tırmanırken çok kararlı ve sert olmak zorundasındır. Yapacağın hamleler senin için avantaj yada dezavantaj olabilir. Şimdi kendime daha çok güveniyorum. Verdiğim kararlar daha bilinçli ve çoğu zaman beni başarıya götüren kararlar. 

Alpinizimle ilgilenmeyi düşündün mü hiç? Yoksa senin için sadece kaya tırmanışımı? 
Neden olmasın? Çok tutucu bir yapım yoktur. Esnek olmaya çalışıyorum. Mesela uzun duvar tırmanışları en büyük arzularımdan biri. Bugüne kadar gitmememin sebebi, daha çok tecrübe kazanmak, oraya gittiğimde iyi bir şeyler yapmak ve elim boş dönmemek içindir.

Tırmanmak istediğin yerler var mı? 
Fransa ve Almanya'da tırmanmak istiyorum. 

Örnek aldığın bir tırmanışçı var mı? 
Yurtdışında çok beğendiğim bir sürü tırmanıcı var. Ama onlar çok uzakta. Sadece dergilerde ve video kliplerinde izleyebiliyorum. Yakınımdaki tırmanıcılardan örnek aldığım iki isim var: Öztürk Kayıkçı ve Doğan Palut. 

Tırmanış hayatında sende iz bırakan bir yer, rota yada anın var mı? (Duygusal bir iz) 
Bir düş kadar güzel olan ve insanın tüylerini ürperten Adana-Anavarza kayalıkları ve yapayalnız, gizlerle dolu sihirli bir tırmanış bahçesi olan Bilecik-Pelitözü. İki yerde de her şeyin kendine özgü bir gizi, kendine özgü bir toprak kokusu var. İnsan buralarda salt tırmanmayı düşünemiyor. Buralarda çok vakit geçirdim. Hayatımda çok büyük yeri var bu iki yerin. 

Hiç kaza geçirdin mi, geçirdiysen nedenini biliyor musun? (Yani senin hatan mıydı kaza)? 
İlk kazamı Pelitözü'nde sonradan adını “Bebek Kanı” koyduğumuz rotada geçirdim. Kafa üstü çakıldım, çok ciddi bir kazaydı, ölebilirdim belki de bilmiyorum, ama ucuz atlattım. İkincisi Geyikbayırı’nda uzun bir düşüş yaşadığım “İn Ordan” rotasında oldu. Topuğumu çok şiddetli bir şekilde duvara vurdum. İki kazda da belirgin bir hata yok aslında. Önemsemediğin küçük şeyler büyük kazaları doğurabiliyor. Ciddi kazalar haricinde ufak tefek şeyler oluyor aralarda. Onlara da alıştım. Parmak sakatlanmaları, lif kopmaları, burkulmalar, yaralanmalar vs. 



Riskli ve tehlikeli bir sporla uğraşıyorsun? Gerçektende tehlikelimi sana göre tırmanmak? 
Kimi zaman riskli, kimi zaman değil. Daha önce de dediğim yaptığın tırmanışlarda sert ve kararlı olman gerekiyor.Tereddütte kaldığım zaman muhakkak ufak tefek şeyler oluyor. Bilinçli davrandığımda ise risk minimuma iniyor. 

Türkiye’de kadınlar tırmanış sporuna sence neden yönelmiyorlar? 
Tırmanış zor, zahmetli ve çok mücadele isteyen bir spor. Belki bundan olsa gerek kızlar daha yumuşak sporlara yöneliyorlar. Bunu da bırakın Türk toplumunun aile yapısı kızlar üzerinde eminim olumsuz bir etki doğuruyordur. Birçok aile, kızlı erkekli yapılan kamplara ve sürekli yapılan seyahatlere izin vermiyor. 

Türkiye’de kadın tırmanışçıların artacağını inanıyor musun? 
İnanıyorum. Ama hangi oranda artar onu bilemiyorum.Çünkü bu işi sırf sosyallik olsun diye yada değişik bir işle uğraşmak adına öylesine yapan o kadar çok insan var ki.. Tırmanışa yüreğini verebilecek kaç kız çıkar kestiremiyorum.Gelecekte (40 yaş civarı) en büyük arzum küçük bir kız çocuğunu tırmanış konusunda yetiştirmek. Ve her konuda O'na destek olmak. Bilmiyorum, kendi çocuğum olursa ve bu işi yapmak isterse daha da mutlu olurum. 

Türkiye'de kadın tırmanışçı olarak örnek olduğunu düşünüyor musun? 
Bunu hiç düşünmedim açıkçası. Ama bu işi düzgün yaptığıma inanıyorum. Sağolsun arkadaşlarım ve etrafımdaki bir sürü insan bana çok saygın biriymişim gibi davranıyor. Bu çok hoş bir duygu. Herhalde yaptığım şeyleri takdir ediyorlar. Bir keresinde tırmanışa yeni başlayan birkaç kız bana, seni örnek alıyoruz deyince göğsüm kabarmış ve gururlanmıştım. 

Çoğunlukla Balıklayalar da tırmanıyorsun. Yakın diye mi yoksa özel bir anlamı mı var? 
Aslında Ballı'da tırmandığım zamanlar daha az. Özellikle yaz sezonunda her hafta sonu değişik bölgelere gidiyorum.-Yazın Ballıkayalar'daki piknikçi ve maganda sayısı çok artıyor. Ballıkayalar'a kışın çok sık gidiyorum. E tabi bir de Ballı ekolünden mezun olduğum için benim için özel yerlerden biri! 

Son olarak kişisel bir merakım var. Doğan Palutla tanışmanız ve partner olmanız konusunda (benimde birkaçını duyduğum) bir çok hikaye var tırmanışçılar arasında. Nedir doğrusu? 
Doğan'la, ben İstanbul'a taşındıktan sonra tanıştık. İstanbul'a geldiğim zaman burada hiç arkadaşım yoktu. İstanbul'da tırmanabilmek için sürekli takip ettiğim GİT dergisini aradım ve Timur Danış'tan Doğan'ın telefonunu aldım. Doğan'ı arayıp kendimi tanıttıktan sonra onlarla birlikte tırmanmaya gidip gidemeyeceğimi sordum. O da gayet dostça davranıp beni davet etti. Daha sonra O'nun eğitim verdiği bir guruba katıldım. 3 hafta süren bir eğitimdi. Ben eğitimden sonra da Doğan'la kalıyor, tırmanışı biran önce öğrenmek istiyordum. 1 ay böylece geçip gitti. Doğan’ın tırmanışını ilk kez Ballıkayalar’da pür dikkat bir şekilde izlemiştim. Bir görkem içinde, boşlukta süzülen bir kuş gibi tırmanıyordu. O ana kadar bu kadar güzel tırmanan birine rastlamamıştım. O tırmandıkça ona olan hayranlığım artmış, yaptığı her hareket yüreğimi hazla doldurmuştu. Aylar sonra aramızda bir sevgi oluşmuş, onun bana “bebek” ismini takmasından ve birlikte tırmanmaya başladıktan sonra, aramızdaki bağ daha da kuvvetlenmişti. Babamdan sonra ilk kez bir erkeğin bana küçük kızı gibi davranması, duyguların en güzeliydi benim için! Doğan’ı tanıdıkça içinin sevgiyle dolu olduğunu gördüm. Geçmişte ve bugün hayatı mücadele etmekle geçmiş, günlük hayatın dışında kalmış, kendi gönlünün isteklerinden başka bir şeye bağlanmamış olduğunu daha iyi anladım. Geçen süre içinde tırmanış konusunda bana çok yardımcı oldu. O’ndan o kadar çok şey öğrendim ki (öğrenmeye devam ediyorum).. O’nun sayesinde izlediğim bu doğru yol tırmanış alanında beni başarıya götüren bir yol oldu. 

Duygu teşekkürler. 

Yayına Hazırlayan KAAN KURT

Son DüzenlenmeCumartesi, 22 Aralık 2012 20:28

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol

Our website is protected by DMC Firewall!