Menu

Eymir Buz Altı Dalışı

ODTÜ SAT EYMİR BUZALTI DALIŞI

 

13 OCAK 2002

EKİP

Dalgıçlar:
Okan Taktak, Volkan Evrin, Güzden Varinlioğlu 
Yardımcı Dalgıçlar ve Buz Kırıcılar:
Yalın Baştanlar, Hasan Doğu, Avşar Yavaş 
Güvenlik Sorumluları:
Tolga Kanık, Emre Kolaç 
Fotoğraf: 
Murat Tuğrul, Kerem Özsoy
Video Kamera:
Koray Küçük
Teknik Destek: 
Korhan Özkan, Hasan Mutlu 
İdari Destek:
Prof. Dr. Attila Özgit, Assoc. Prof. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner

Saatler, hatta günler süren hazırlık ve emek sonucu, sadece 10 dakikalık bir dalış süreci... Sanırım bu durum dalışın ne kadar büyük bir amelelelik olduğunu kanıtlayabilir. Ben de bu ameleliğin -bazen hiç bitmeyecekmiş gibi gelen hazırlık aşamaları sonucu yaşanan dakikalık keyifin- tutkunlarından biriyim. 

Haber: Eymir Gölü yıllar sonra dondu!!! Toparlanın, buzaltı dalışına gidiyoruz. 
v Çalışmalar Odtü’de, neredeyse tüm toplantılarımızı yaptığımız fahri odamız EA-312 nolu sınıfta başladı. Yapılacak işler belirlendi, güvenlik şeması çizildi ve buna göre görev dağılımları yapıldı. Ertesi gün herkes üzerine düşen görevleri yaptı. Gerekli mazlemeler toplandı, emniyet sistemleri bir araya getirildi ve büyük güne dinç başlamak üzere derin bir uykuya dalındı. 

13 Ocak
Sabahın beşinde yatağımdan kalktım. Saat altıda iki araba buluşup Eymir Gölümüz’e doğru yola çıktık. Hava çok soğuktu. Ama gökyüzünde tek bir bulut bile yoktu. Tesislerin kapısından girmeyip, Okan’ın gelmesini bekledik. Okan da biraz sonra virajın arkasından kabak tekerlekli arabasıyla gözüktü. Yol ve özellikle de viraj buzlu, Okan’ın arabası da kabak olduğundan biz yolun üzerinde çeşitli noktalarda yer tutup arabasını yavaşlattık. Hooop !! Tamamdır, durdu! 

Herkes oradaydı, hazırdı, hevesliydi, ama bir sorun çıktı: bizi içeriye almıyorlardı! Dalış yapamazmışız, iznimiz yokmuş, içeride yol buzluymuş, gidemezmişiz, arabaların Odtü çıkartması yokmuş vs. vs. Kendi üniversitemizin bize çıkarttığı bürokratik zorluklar her zamanki gibi devam ediyordu. Yarım saat kadar süren ikna çalışmalarından sonra iki-üç kişi danışmada kaldı ve iki araba içeriye girdik. Dalış yapacağımız yer olan kayıkhaneye vardığımızda yanımıza bir görevli gelip üniversiteden telefon geldiğini kesinlikle dalış yapılmasına izin verilmeyeceğini söyledi. Acaba haber vermeseydik daha mı kolay olurdu diye düşündük. Görevliler elektrik ısıtıcılı ve çaydanlıklı, havasız klubelerinde tıkılırken bizi de farketmezlerdi herhalde. Saat ona kadar hiç bir şey yapmadan izin çıkmasını bekledik. En sonunda araya akademik danışmanlarımızın da girmesiyle zar zor izin alındı. 

Güneş gökyüzünde parlamaya başlamıştı. Kardan gelen yansımalar bizi hem ısıtıyor, hem de gözlerimizi kamaştırıyordu. Biraz sonra Okan ve Volkan da geldiler ve hazırlıklar başladı. Emre ile birlikte emniyet sistemlerini kuracağımız kayık iskelesine gittik. Dalışın yapılacağı ve emniyet sistemlerinin kurulacağı yerleri belirledik. Üzerimize bclerimizi giydik, nefesimizle şişirdik. Ben acaba su nerede başlıyor diye kendi kendime sorarken, Emre “o bastığın yer su abi” dedi. Her zaman su olarak gördüğümüz bir yere ayak basmak çok ilginç geldi. Yaklaşık yarım saatte tüm düğümleri atıp bağlantıları yaptık. Çok az sayıda karabinimiz olduğundan mümkün olduğunca düğüm kullanmak zorunda kaldık. İskeleden 50 metrelik statik mağara ipimizi dalışın yapılacağı yere kadar iki koldan uzattık. İplere belli noktalarda prüsik düğümü ile giriliyor ve kaydırılarak ilerleniyordu. Bazı yerlerde de karabinlere bağlanılıyordu. Herhangi bir noktada buz kırıldığında suya düşen kişi, kara ekibi tarafından rahatlıkla ipler aracılığıyla iskeleye çekilebilecekti. İplerin belli noktalarına sabitlediğimiz şamandıralar da suya gömülmelerini engelleyecekti. 

Bu hazırlıkların arkasından sıra buzu kırmaya geldi. Avşar elinde keserle (!) işe girişti. Malesef birkaç aksilik sonucu buzu kıracak başka bir şey getirememiştik. Uzun bir uğraştan sonra Avşar, “bu iş böyle olmayacak!” dedi. Okan’ın yoğun çabaları sayesinde 1 saat sonunda bir kazma, bir balta ve bir de küreğimiz olmuştu. Yapmamız gereken 2 metrelik eşkenar bir üçgen açmaktı. Yalın, Avşar ve Hasan neopren dalış giysilerini ve bclerini giymiş bir şekilde entegre çalışma başladılar. Daha önce buz kırılır ihtimali ile sadece bir kişi o noktada duruyordu, ama buzun çok kalın olduğunu görünce daha fazla insanın çalışabileceğini gördük. Başta ümitsizliğe düştüğümüz görevimizde başarıya ulaşmak üzereydik. İki şey hariç, günün adamı Yalın, önce baltanın ucunu suya düşürdü, arkasından da kırdıkları kocaman bir buz kütlesini bir şekilde buz tabakasının altına itekledi. Tıpkı pislikleri halının altına süpürdüğümüz gibi. Abi ne yaptın demeye kalmadı buz kütlesi ortadan kayboldu. Oldukça sürtünmesiz bir ortamda herhalde gölün öbür ucuna kadar hızla gitmiştir. 

Üçgen deliğimiz hazırdı. Bir sanat eseri yaratmanın verdiği edayla baktık ona. Bu sırada dalgıçlarımız da hazırlanmaya başlamışlardı. Sadece 10 dakika sürecek bir dalış için (ciğerleri dondurmamak için daha fazla durulması çok riskli) hazırlıklar oldukça fazla detay içeriyordu. Soğuk suda çabuk tükenen hava 2x10 lt tüp gerektirdi, kuru elbiseler, kafada kask (kafamızı buza çarpmayalım, malum bir de Yalın’ın buz kütlesi var) ve en az iki pilli pc-lite beşer wattlık fener, surata ekstra yalıtıcı tabakalar, dry seal iki ayrı birinci kademe, aşağıya göndereceğimiz emniyet ipi, herkesin tüpüne takacağı siyalüm çubuklar, pusula, derinlik saati, herhangi bir kazaya karşı yedek dalış malzemesi ve daha nice ayrıntı. 

Dalışımız bu kadar albenili malzemeyi gören insanlara da çok çekici gelmeye başladı. Çok doğal olarak ilgi odağı olmuştuk. Zaten bir sürü insan buzun üzerinde bir oraya yürüyordu. Sorular, meraklı bakışlar, tebrik edenler... 

Önce her zaman hızlı olan Okan, tüpünü taşıyan Avşar ile gelip üçgenin kenarına oturdu. Avşar tüpleri sırtına giydirdi. Okan kaskını, ağırlıklarını, maskesini ve paletlerini giyip suya girdi. Kafasını şöyle bir suya soktu ve sıfır görüş dedi. Klavuz ipe girdi dibe daldı. Meğer buzun altında diğerlerini bekliyormuş. Bir kaç dakika içinde 40 bar hava tüketmiş. Hava gerçekten soğuk suda çok hızlı tükeniyor. Hemen arkasından Volkan ve Güzden de suya girdiler. Bir bayan olarak Güzden’in hazırlıkları tabii biraz uzun sürdü. Üçü de dalıp gözden kayboldular. Biz sürekli ip veriyorduk. Derken ip boşalmaya başladı, belli ki geri dönüyorlardı. Az sonra Okan’ın kafası suda belirdi. Diğerleri sudan çıktılar, bu sırada Okan tekrar gözden kayboldu, döndüğünde elinde bir balta ucu vardı. Abi nasıl buldun dedik. Ben bulurum, bazı özel yöntemlerim var diye cevap verdi. Eyvallah dedik zira ben baltamın parasını isterim diyen adam da sustu. Suyun derinliği yaklaşık 10 metreydi. Tam buzun altından yüzeyden ilerlemişler. Buzun altında kendine bir yol bulmaya çalışan hava kabarcıklarını anlattılar durdular. Bizim buzu gören olmamış, kayıplarda. Suyu pek hissetmemişler, kuru elbise işe yaradı demek ki. 

Dalındı, edildi iyi güzel de bir ortalığı toplaması var. Üstümüzü soyunduk, ortalığı toparladık. Günün son ışıkları eşliğinde gidip bira içip balık yedik, sonra Odtüye dönüp malzemeleri malzeme odasına yerleştirdik. Doğrusu sağlam iş yapmıştık. Birbirimizi tebrik edip ayrıldık. Daha nice dalışlara. 

Tolga Kanık

Son DüzenlenmeCumartesi, 22 Aralık 2012 20:44

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol

Our website is protected by DMC Firewall!