Menu

Murat Kandi - Söyleşi

 

--Yaptığın sporlar nedir ve kendini nasıl tanımlıyorsun ? 
Ben kendimi KAYA Tırmanışçısı ve dağcı olarak tanımlıyorum. Bunu haricinde bu dallara yardımcı olması amacıyla başka sporlarda yapıyorum tabii. 

--Bu sporlara nerde ve ne zaman başladın ? 
Esasında memlekette ve 9 yaşımda abimlerle dağa giderek başladım. Daha sonra 13 - 14 yaşımdan itibaren arkadaşlarımla gitmeye başladım ve bir baktım ki artık ben çok sık olarak tırmanıyorum. Tabii o dönem sadece dağcılık yapıyordum. Ama 4+, 5 dereceye bu tırmanış faaliyetlerimiz sırasında çıkıyorduk. Sonuçta dağcılıkta yapıyorsan karşına geçmen gereken bir duvar çıktığında geçmek zorundasın. Aman burada kaya parkuru var buradan gitmeyelim diye düşünemezsin. Tabii o zaman dereceden falan haberimiz yoktu

--Peki ne zaman bu sporları sıfatlarıyla yapıyor olmaya başladın ? 
Kültür olarak evet ben artık bir dağcıyım dediğim 13 - 14 yaşlarında başladı.Çünkü artık kış tırmanışına gidiyorduk. Şehirden ayağımızı kesiyor oldukça zor durumlarda kalabiliyorduk. Ama Kaya tırmanışı sanırım son 5 - 6 sene içerisinde oldu. 

--Dağcılığı yapmaya başladığın dönemdeki karşılaştığın zorlukları anlatır mısın biraz ? 
Dağcılığa ilk önce küçük yaşta başladığım için tek başıma gitmek önemli bir sorundu. Abim gitmediği zaman bende gidemiyor sorun çıkarıyordum. Daha sonraları da isyan bayraklarını kaldırıp arkadaşlarımla gidebilmeye başladım. Ama tabii yine sorun oluyordu. Sabah erken gidiyor olmamıza rağmen akşamları oldukça geç dönebiliyorduk. Dönüşte annemi sokağın başında beni beklerken buluyordum. Onun dışında kurtarma diye bir şey yoktu. Benim bildiğim bir olay olmadı ama bir kaza olsa kimseyi beklemez kendi kendimize kurtulmaya çalışırdık. Malzeme açısından tamamen şehir malzemesi ile tırmanış yapıyorduk. Rüzgarlık diye bir şey vardı, yağmuru biraz tutuyordu. İçten terletiyordu. Bu sebeplerle zorda kalmadıkça giymiyorduk. Ocak olarak Gazyağı ocağı kullanıyorduk. Pompalanan Rus gazyağı ocaklarından. Uyku tulumu için eski bir sistem vardı. Rulo yapıp çantanın arkasına asıyorduk. O dönemde iyi bir tulum istiyorsan yünden kendin diktiriyordun ağır oluyordu. Ama sıcak tutuyordu. Kore malı tulumlar vardı birde. Onlarda pek bir işe yaramıyordu. Çadır olarak altı olmayan üçgen eski modeller vardı. Üst kısımları normal branda olduğu için yağmur yağdığı zaman sırılsıklam oluyordu. Teknik malzeme olarak krampon vardı. İki parçalı altları çivi olan. Tüm bu malzemelerle de bayağı iyi tırmanışlar yaptık. 

--Peki bu yakınındaki yerlere tırmanışlardan sonra çevre dağlara bilmediğin tanımadığın yerlere gidişler nasıl başladı ? 
Başlangıçta günübirlik gidiyorduk. Bir senenin 40-45 hafta sonu muhakkak dağda geçirirdik. Her faaliyetimiz az 10 12 saat yürüyüş ve 2-3 zirve demekti. Ama tüm kamp malzememizi götürürdük. Daha sonraları şehir dışındaki yerlere günaşırı gitmeye başladık. Önce yaz tırmanışları yaptık, daha sonrada kış. İlk zamanlarda aşırı soğuk gibi olumsuz koşullarda insan kendisine sorar; "ne işim var şimdi burada bu koşullarda, şehirde sıcak yatağımda uyumak varken" diye. Bu sorgularımı o zamanlarda atlattım. Şimdi de karşılaşıyorum beraber tırmanış yaptığım insanlarda benzer düşüncelerle. Ama tabii ben bunları bayağı uzun süre önce hallettim. 

--O zamanlar ekip ile tırmanışın şartları nelerdi ? 
Tabii ekip kurmak şu anki Türkiye şartlarında çok zor. O zamanlar benim mahalle arkadaşlarımın çoğu dağcılık yapıyordu. Bir sürü dağcı tanıyordum. Bu sebeple partner bulmak pekte zor olmuyordu. Tabii birde biz dağa gitmeden, partner olmadan önce arkadaştık. Tırmanış ikinci sırada geliyordu. Ayrıca arkadaşlarım arasında en çok sevdiklerimi seçmek gibi bir lüksüm vardı Türkiye'de bu lüksü bir tarafa bırakalım hiç tanımadığın bir partner bile bulmak çok zor. Özellikle yeni başlayanlar için. 

--Murat Kandi'nin kişisel gelişiminde bu sporların ne tür etkileri oldu ? 
Etkisi gayet açık öncelikle işsiz kaldım. Dağcılık hadi sana birileri bakarken kolay da, ya sonrası? Türkiye şartlarında diğer spor dalları gibi çok masraflı bir spor olduğundan yürütmesi çok zor. Özellikle şu anki ekonomik şartlarda bu neredeyse imkansız. Birlikte tırmanacağınız insanlar da çok önemli. İş yerlerinden 15 günlük izin alıyorlar onunda yarısını deniz kenarında geçirmek istiyorlar haklı olarak . Bence bu şekilde dağcılık yapılmaz. Bu sadece boş vakitlerini dağcılıkla ilgili aktivitelerle değerlendirmek olur. Dağcılık sporu ile uğraşıyorum demek için bir düzenli tırmanış faaliyetin olmalı ki bilgi ve deneyim birikimi kesintiye uğramadan ve unutulmadan ortaya çıksın. Ben bunu yapmamaya çalıştım. Maddi açıdan zorluklarla karşılaştım. Mesela Aladağlarda iki duvarın ilk kış tırmanışını yaptım. Sırf bunlar için 5 kez Aladağlara gitmek zorunda kaldım. 12 haftalık kış sezonunun 5 haftasını dağda geçirdim. Şimdi böyle bir faaliyet içerisinde oldun mu haliyle kurulu bir iş düzenin olamıyor. Esas etkisi bu. Diğer taraftan dağcılığın insanın doğasında ortaya çıkarttığı özgürlük hissi de çok önemli. İş hayatının hiyerarşisi bunları kesinlikle kabul etmez. Sonuçta mutlu musun diye sorarsan net mutluyum diyemiyorum. Dağcılık yapabilsem mutluyum diyebileceğim ama ne onu nede ötekini yapamadığın bir durum var ortada. Ama ileri ülkelerde bu durum böyle değil. İnsanlar iş hayatlarında çalışarak yoğun bir tırmanış düzeni içerisine girebiliyor. Bir aylık maaşlarıyla tüm malzemelerini alabiliyorlar Her tırmanış 70-80 $ tutuyor. Birde yaz aylarından kış tırmanışı programı yapamıyorsun Kar yağışının ne zaman başlayacağını bilemiyorsun. Bu duvar tırmanışı için çok önemli. Bölgeye gidiyorsun birçok masraf yapıyorsun kar yağdı mı her şey bitiyor. Ben çalışmasam bile partnerimin iş yerinden izin alması çok zor. 

--Biraz tırmanışlarına yoğunlaşmak istiyorum. Kandi dağcılık kültüründe neler yapmak istiyor. Sıralaman yada önem sıran diye bir şey var mı ? 
Tırmanışta genellikle bir sıra takip ediyorum. Özellikle yürüyüş dediğimiz rotaları 97 yada 98'te bir iki defa inceledim. Hepsini tırmanırım dedim. Bir klüp ile dağa gitmiştim. Küçükcebele-Lahitkaya tırmanışımızın her biri 16 saat sürmüştü. Sabah 4 civarı kalktık 6 da yola çıktık. Gece 10 da döndük. Tabii çok rahatsız oldum. En fazla 4-5 saatte çıkılması gereken bir rotayı bu kadar sürede çıktık. Sıkıldım. Sonra Ömer Tüzel'in kitabını buldum bir arkadaştan. En iyisi bir program yapayım ve hepsini kısa sürede tamamlayayım dedim.İlk önce "kokurut" vadisindekileri hallettim. Sonra Ayşin Özer katıldı ve aladağlar' da 3500 m 'nin üzerinde olan, tüm 16 ana zirveyle birlikte toplam 20 ana zirveyi 8 günde çıktım. Bu süre içerisinde esas zorlayıcı olan bölgeler arası kamp taşıma işiydi. Klasik rotaların hepsi bittikten sonra ikinci defa aynı yerlere çıkmayı çok anlamlı bulmuyorum artık. O sırada yine kaya tırmanıyordum. Ve duvar tırmanışına yöneldim. Ayrıca bir dahaki sene için 1 günde 10 zirveyi diye bir plan yaptım. Ve gittim de. Altı zirveyi öğlene kadar yaptım. Çelikbuyduran'a geldim. Su sorunumu hallettim hava bozdu. Diğer dördünü iptal ettim. Artık Aladağlar'da yürüyerek çıkılan zirvelerin bir anlamı kalmadı benim için. Gelişimime bir katkısı olmayacaktı. Pek kulvarı ve Batıyı çıktım. bu arada. Dedim ki duvar tırmanayım. İnsanlar Direktaş'ı önerdi. Sıradan bahseder herkes. Başlangıç içinde Kaletepe ve Direktaş denir. Ben Direktaş'ın bir anlamı olmadığı düşündüm. İlk tırmanış için güzel bir şey yapmaya karar verdim. Parmakaya solo yapmayı seçtim. O sıralarda 7+ iki rota tırmanmıştım Ballıkayalar'da. Gidip tırmanışımı yaptım. 6 zorlukta bir rota Parmakkaya. Tabii dünya literatüründe pek hatırı sayılır bir derece değil ama, yinede bana keyif verdi. 
Tabii kafamda genel bir planı var Aladağların. Tüm duvarları tırmanmak istiyorum. Ama tabii ben burada yine farklı bir sistem de tırmanış yapmak istiyorum. Aladağların bir bölgesine gidip en az 5 rota tırmanıp dönmeyi planlıyorum. Çünkü bir sürü sorunu kolaylıkla halletmiş oluyorsun. Yedigöller'e gittim Kızılyar, Kızılkaya, Yedigölburnunu, Direktaşı çıktım ve inerken aynı yol üzerinde olan Eznevit'i çıktım. 3 free-solo ve diğer ikisini arkadaşlarımla birlikte çıktım. En zor olanı kızılyar'dı. Bu tarz yani bir gidişte birkaç duvar tırmanışı ilk kez yapılıyordu. 
Şimdi kafamda kış programı var. Örneğin dipsiz göle gittiğimde 1-Demirkazık doğu 2-beşparmak sivrisi 3-Kocasarp 4-Cağlımbaşı. Çok aşırı zor hava koşulları olmazsa pek değişiklik olmaz planlarımda.Yedigöllere çıkarsam Direktaşın kışını yaptım zaten 4 adet daha var. Daha doğrusu Aladağlarda kış çıkışını yapmadığım bir duvar bırakmamayı düşünüyorum. 

--Peki dağcılık planların nedir ? 
Aladağlar'da 3000 üzeri tırmanışların artık bana bir şey katacağını düşünmüyorum. İklim kış antrenmanı için çok uygun değil. Aladağlar' da havanın sıcak karın yumuşak oluşu gibi etkenler yüksek irtifa dağcılığı için antrenman yapılmasını engelliyor. Duvarlarda buzla karşılaşamıyorsunuz. 
Yurtdışı için bir takım planlar yaptım. Pamir'ler de birkaç planım var. Hazırlıklarım tamam ama tabii maddi sorunlar yüzünden şu an beklemede. Ama kafamda yurtdışı için normal klasik çıkışlarından sonra duvar çıkışları planları var. Ayrıca söylenir ya 1000 er metre yükselinir diye ben bunu pek doğru bulmuyorum. Yüksek İrtifa İçin basamak diye bir şey yok bence. 

--Bu senin için bu şekilde diyebilir miyiz?. Birde genele yaygınlaşması gereken bütünü içine alan bir takım planlamalar olmalımıdır sence ? 
Olabilir tabii.. Esas faktör burada fiziksel dayanıklılık dışında psikolojik etmenler. Ama fizyoloji olarak basamaklı bir sistem takip etmek zorunluluğu diye bir şeyi kabul etmiyorum. Ben 8000 liklere program yaparken "sen 5000 - 6000 lere çıktınmı hiç önce onları yap" diyenler oldu. Sadece ben değil bilimde bu görüşü desteklemiyor. Dünyada bu görüşümü destekleyen bir çok örnekte var. Hayatında dağa çıkmamış ama parasını bastırıp everest'e çıkan insanlar var. Ama yüksek irtifa psikolojisi tabii çok önemli bir etken 

--Peki tırmanış sırasında sevmediğin davranışlar var mı çevrende gözlemlediğin ? 
Ciddi bir tırmanışta Fotoğraf dedi lermi ben sinir oluyorum. Tırmanışa yoğunlaşmışsan bunları pek düşünemiyorsun. Özellikle bir gurubu zirveye götürüp sorumluluklarını almışsan. 
Planı ben yapmışım arkamdan gelen bir grup var. Fotoğraf pek umurumda değil. Kampa ulaşamazsak çok kötü olacak. Diğerlerinin bu sıkıntıyı anlayabilmesi için bizzat lider olarak çıkış yapmış olması gerekli. Bu ve benzeri davranışlar başkaları ile yaptığım tırmanışlarda çok gergin yapıyor beni. 
Örneğin Demirkazık kuzey duvarı 8 saat sürdü Hüseyin'le çıktık. Mesela duvarın bir bölümünde taş düşüyor o bölümü riski en aza indirebilmek için çok hızlı geçmesi gerektiğini söyledim. Ama durumu kavramadığı için ağır davrandı ve doğal olarak ikimizde tehlike altındayken gergin olmamak elde değil ve konsantrasyon diye bir şey kalmıyor. Ertesi gün Demirkazık doğuya girdim 5.5 saat sürdü. Çünkü tek başıma gittiğimden konsantrasyonumu bozan bir etken yok ortada. Bu yüzden free solo çok ilgimi çekiyor. Saatler süren tırmanışları kısa sürede bitiriyorsunuz. 
Birde dağcı olarak otobüste köy yollarında ilgi görmek ve köylülerle yapılan konuşmalar. Tabii bu kötü bir şey değil ama ben tırmanışa konsantre olmuşken pek keyifli cevaplar veremiyorum sorulara. 

--Tüm bu tecrübeler ve bilgiler nasıl aktarılacak peki yapılanlar bu konuda ne düşünüyorsun ? 
Yazılı kaynak bence çok önemlidir. Bir sürü yorum duyuyoruz bir sürü konuda. Bence artık bunları konuşmaktansa yazılı hale getirmenin çok faydası var. Yazı kalıcıdır. Aktarılabilir. Konuşmak öyle değildir. Unutulur zamanla değiştirilip tersine çevrilebilir. Karşılaştırılması ve değerlendirilebilmesi kısıtlıdır. 

--Türkiye'de dağcılığın etiği nasıl oluşacak ve gelişebilecek ? 
Türkiye'de şu an ciddi bir tırmanış düzeyinden bahsedilemez. Bir elin parmakları kadar olanları da bir araya getirsen yurtdışındakilerle karşılaştırdığında pek bir anlam ifade etmiyor. Türkiye'de tırmanış alanı azlığı ve yapılan tırmanışların sayısındaki azlık ve yurtdışı deneyimlerinin azlığı bir etik oluşumu sorunu yaratıyor. Bunu engellemek için tabii yine yurtdışı çok bağlantıları çok önemli. Tabii birde kaynakları belli olarak konuşmaların yazılı olarak yayınlanması toparlanması lazım. Geçmişte de bir sürü tartışma ve olay yaşandı. Tabii bunların hepsi bu oluşumun süreçleridir. 
Bolt konusu, İstanbul ve Ankara da farklı bakışlarla değerlendiriliyor mesela. Ama bunun temeli yine spor tırmanıştan geçiyor bence. Belli bir dereceye kadar bolt olmazsa olmaz bir olgu değil. 5-6 dereceye kadar mesela.Türkiye'deki kayaların yapısı genelde kireçtaşı ve bu taştada granitte olduğu gibi devamlı ve düzgün çatlaklar bulmak çok zor. Bu sebeple mesela aladağlar'da bolt olmadan yüksek dereceli rotaları tırmanmak neredeyse imkansızdır. Görüşüm bolt eğer gerekliyse takılmalıdır. Tabii ölçüyü kaçırmadan. Bu ölçü yine tartışmalarla oluşturulabilir. Dünyada birkaç özel bölge hariç her yerde bolt kullanılıyor. Tırmanıcılar bu boltlu bölgelerde kendilerini geliştirip daha sonra mabet gibi korudukları bu boltsuz bölgelerde tırmanış yapıyorlar. İşte bunları açık yüreklilikle tartışarak Türkiye'de tırmanış etiğinin oluşumu ve gelişimine katkıda bulunabiliriz diye düşünüyorum. 

--Peki bizim bu sporlarla ilgili kişilerin yurtdışı bağlantıları neden bu kadar zayıf. O kadar listeye üyeyiz ortalıkta dönen o kadar az şey var ki. Bunun sebebi nedir ? 
Tabi ki yabancı dil bilgisinin olmayışı birinci neden. Özellikle iyi tırmanıcıların mali durumları pek iyi değil. Bu sebeple pahalı olan bu kaynaklara ulaşmaları çok kolay değil. Birde araştırma kültürümüzün zayıflığı da önemli etken. Ağzımız laf yapacak kadar bir şeyler öğreniyoruz, geri kalanı ilgimizi çekmiyor. Tartışmalar konusuna gelince - Avrupa 'lı insanlar şu an bizim tartışmalarımızı yapmıyorlar. Çok önceleri bunu yapıp bitirmişler. Tabii burada da tartışma kültürü yine önemli. Genellikle tali konuları aşıp ana konuyu tartışmakta başarısız oluyoruz. 

--Peki senin kendi içine dönelim biraz. Kendini nasıl yeniliyorsun ? 
Buna bir örnek vermek istiyorum. 1990 yılında İran'da belli bölgeler arasında bir federasyon çalışması yapılıyor. Yarışmayla en iyi 32 kaya tırmanışçısı seçiliyor. Fransa'dan 5,14 tırmanan 2 eğitimci getiriyorlar. 3 sene üst üste eğitimler yapılıyor. Sonrada bu insanlar Fransa'ya eğitime gönderiliyor. Ve bu derecelerin önü açılmış oluyor. 
Ben tırmanış hayatımda da genel ahlak kurallarına uymak zorunda hissederim kendimi. Ama tabii olmadık olaylarda oluyor. Bir keresinde Balıklayalar da lider tırmanırken yukarıdan kafama ip geldi. Birisi benim tırmandığım rota için ip atıyormuş yukarıdan. Bu olayı kazasız atlattım ama benim için hayati tehlike oluşmuştu. Bunlar nasıl öğretilir bilemiyorum. 
Sonra çok okumaya ve öğrenmeye çalışıyorum. İnternet bu anlamda çok önemli tabii. Resimlere bakıp ne anlatabiliyor olduğunu tahmin etmeye çalışmak yerine alıyorum elime sözlüğü çevirmeye çalışıyorum anlatılanları. Birde idealize edilmiş çalışma ve antrenmanlara da çok önem vermiyorum. Çünkü bunlar abartılmış çalışmalar ve genelde yazan kişi de o programa uymaz. Sonra tırmanış hikayelerini öğrenmeye çalışıyor yaşanan tecrübelerden bir takım dersler çıkarmaya çalışıyorum. Tabii bu izleme yurtiçi içinde geçerli. 

--Kendinde oluşan bu tür bilgileri sen nasıl paylaşıyorsun ? 
Ben kendim tarz olarak hikaye türünde tırmanış raporlarını okumayı da yazmayı da pek sevmem. Tırmanışı okuyan insanlar daha çok tırmanış ile alakalı şeyleri okumak istiyorlar. Başa gelen olayları ve tecrübeleri okumak istiyorlar. Taş düşen yerleri, karşılaşılan kilitleri, hava değişimlerini bu tür şeyleri okumak istiyor insanlar. Diğer tür yazılar bana gereksiz geliyor. Mesela bir örnek vereyim. İlk başladığım dönemlerde parmak uçlarında barfiks çekiyordum. Bir arkadaş barfiksi boşver, sadece tırmanış yap, bunun bir yararı yok dedi. Bende arkadaşım spor akademisinde okuduğu için ona uzman gözüyle bakıp bıraktım Tabii. Sonra yabancı bir dergide okudum yurtdışında birçok tırmanıcının temel çalışmalarında varmış barfiks. Böyle şeyleri yeni çalıştırdığım insanların önüne koymak istiyorum ki benim kaybettiğim zamanı kaybetmesinler. Başarıyı ve disiplinli çalışmayı anlasınlar istiyorum. Tabii bunların sonucunda ne kadar bu işlere gönül vermiş insan çıkar bilemem. Ben temele araştırmayı,yenilenmeyi ve tek kaynaklı bilgiden kurtulmayı tavsiye ediyorum çalıştığım tırmanıcılara. 

--Tırmanışlarına nasıl hazırlanıyorsun ? 
Genellikle tırmanış planını önceden hazırlarım. Yüksek sesle heavy metal müziği çalan bir yer bu iş için idealdir. Tüm duvarın tırmanışını önceden sanal olarak yapmaya çalışıyorum. Psikolojik hazırlığımı yapıyorum. Tırmanışa Özel antrenman yapmıyorum. Kış tırmanışı yapacaksam 3-4 hafta sonu bir takım faaliyetler yapıyorum. Kendimi soğuk havaya hazırlıyorum. Bunun dışında duvarlara gelince, Aladağlar'da 6 derecenin üstünde duvar yok bu sebeple 1 sene tırmanış yapmasam da gene de bir sorun olmaz. 

--Peki daha sonra derecesi yüksek duvarlar için durum nedir ? 
Tabii o zaman dayanıklılık çalışmaları yaparak ve lider tırmanışlar yaparak hazırlanmak gerek. Onun dışında koşuyla kondisyon hazırlığı yapıyorum. 

--Dağcıların belalısı çığ hakkında ne düşünüyorsun ? 
Çığ bence buradayım diye bağıran bir şey. Tüm araştırmalarımda gördüğüm bir tek şey var " çığ riski olan yerden geçme " Bende böyle yapmaya çalışıyorum. Aladağlar mesela kış tırmanışı için çok uygun değil. Hiçbir duvarda ciddi buzlanma olmuyor. İnsanlar genelde bilmediklerinden çığ indiriyorlar. Birde deneme yapan bir düşünce tarzı var. 100 kez sırttan yürüyor çığ düştüğünü görmüyor tabii. Sonra madem çığ düşmüyor bir kez de aşağıdan deneyeyim diyor. Deniyor ve tabii çığıi indiriyor. 
Dağcılık tamamen dağa gitmek ve deneyim üzerine kurulu bence. Tecrübe olmadan gelişme olmuyor. Teorik bilgiler denenmediğinde hiçbir işe yaramayan unutulmaya mahkum veriler olarak beynimizde barınıyor. 

--Kurtarma konusu için ne düşünüyorsun ? 
Türkiye'de dağ kurtarması daha yapılmadı. Bunu yapabilecek bir ekip yada mantıkta yok. Ama tabii altyapı ve ciddiyet sorunu da var. Adam ağrıda düştü, bunu kurtarmak için çok hızlı hareket etmek gerek. O gece hemen kaza geçirmiş kişiye ulaşılmalı yoksa donarak ölmekten kurtulma şansı yok. Ertesi gün gidecek kurtarma ekibi sadece cenaze işlerine yarar. Sürekli bu işle ilgilenen ekipler kurmak gerek. Bu ekip sürekli dağda olacak ki aklimatize ve hızlı olabilsin. Başlı başına ayrı konuşulması ve değerlendirilmesi gereken bir konu. 

--Beslenme alışkanlıkların nasıl ? 
Şehirde uyguladığım özel bir beslenmem yok. Ama dağda kendime özel, deneyimlerimle oluşmuş bir listem var tabii. Şimdiye kadar da dağda ciddi bir beslenme sorunu ile karşılaşmadım. 
Besinin benim için en önemli tarafı yenilebilir olmasıdır. Kalorisi düşük olan patlıcan gibi besinleri kesinlikle götürmem. Normal bir insan olarak 1 gün için 1 kg yiyecek götürüyorum. Bence dağda bunun altında da beslenilmemeli. Şehir ekmeğini kesinlikle götürmem. Tat dağda çok önemlidir. Tat ile besin değerine çok önem veriyorum. Kolay pişmesine dikkat ediyorum. Mesela bulgur hiç götürmem.geç pişmesinden dolayı, özellikle kışın su ve yakıt ve zaman kaybına yol açıyor ve daha fazla yük taşımak zorunda kalıyorum. Çikolata kesin götürüyorum. Duvarda, Stres ve yüksek aktivite düzeyi, aşırı su kaybına ve boğaz kurumasına yol açıyor Bu yüzden duvara Bisküvi tarzı kuru gıdalar yerine yaz helvası ve çikolata gibi nemli kolay yenir ve boğazdan aşağı inişi kolay olan yiyecekler götürüyorum. Ve tırmanış için muhakkak multivitamin alıyorum. 

Bu güzel söyleşi için Murat KANDİ'ye teşekkür ederiz.

Son DüzenlenmeCuma, 21 Aralık 2012 19:05

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol

DMC Firewall is developed by Dean Marshall Consultancy Ltd