Menu

Tunç FINDIK ile Söyleşi




Dağcılık sporuna sizi çeken şey nedir?

 

Çok geniş bir soru ama doğada olmayı seviyorum, vahşi ortamlarda olmayı seviyorum, yüksekte olmayı seviyorum, kayaya taşa buza değmeyi seviyorum. Bunları barındıran ve kafamı toplayarak yapabileceğim şey dağcılık. Onun için de bana çekici geliyor.

 

Dağcılığa 1990 yılında başladığınızı okumuştum. Özellikle aileler bu sporu yapmamız konusunda endişeli oluyorlar haliyle. Siz ailenizle böyle bir durumu yaşadınız mı? Yaşadıysanız nasıl aştınız?

 

Aslında bu işe 1980’li yıllarda başladım. 1990 da asıl dağcılığa başladım. İglo yapıyordum, bivak yapıyordum, yalnızca teknik şeyleri öğrendim. İlkokulda kampa gidiyordum, ortaokulda tek başıma kampa gidiyordum. Onun için ailemin bakışı hep iyi oldu. Endişeleniyorlardır ama kendimden kaynaklan sebeple başıma bir iş gelmeyeceğini biliyorlardır. Sonuçta, dağcılık tehlikeli bir iş.

 

Akut ile tanışmanız nasıl oldu? Halâ Akut Ankara Birimi Operasyon Birimi başkanlığını sürdürüyor musunuz?

 

Dost’la ilgilisi var. Nasuh’la olan arkadaşlığım sayesinde; Akut’un kurucularından biliyorsun. Zamanında Ertuğrul Melikoğlu, Kürşat Avcı, ben; Ankara’daki ekip olarak bir şekilde Akut’u başlattık..

Başkanlığı sürdürmüyorum. Başkanlık da yapmadım aslında sadece öyle bir düşüncemiz vardı. Şu anki Akut’un başkanı Hakan Korkut’tur. Fakat bu işler için hiç vaktim yok benim ve çok peşinde değilim. Beni çeken şeyler değil arama kurtarma. Fakat Ankara Akut ile ilgili bir operasyon olduğunda katılıyorum. Yardımcı olmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Orada öyle bir görevim yok. Sürekliliği olan bir şey yapmıyorum. Bir kurtarma operasyonunda benim bilgilerime ihtiyaç varsa eğer, orada olmaya gayret ediyorum. Genelde dağda, bayırda, yurtdışında olduğum için pek denk gelmiyor. Son yıllarda hiçbir şey olmadı yani.

 

Size göre dağcılık yetenek gerektiriyor mu? Eğitimini almış herkesin bu sporu yapabileceğini düşünüyor musunuz?

 

Tırmanış için yetenekli olmak bir artı. Ama yetenekli olmayan insanlar da tırmanabilir. Yetenekli bir insanın ilerlemesi daha hızlı ve kolay olacaktır. Örnek olarak vermek gerekirse; Mümin. Dağcılık için yetenek o kadar önemli değil. Hani performansın iyiyse, dağları tanıyorsan ve tecrüben varsa belli şeyleri zaten yapabilirsin. Yetenekli olmak, tırmanış ve teknik olaylar işin içine girince önemli. Bu işin eğitimini illa bir yerden almak zorunda değilsiniz. Usta – çırak ilişkisi ile yetişmek en iyisidir. Benim de zaten en başta böyle başladı. İlk dağcılığa başladığımda Ertuğrul Melikoğlu ile dağa gidiyordum ve o sırlar Türkiye’nin en aktif dağcısıydı. Yaptığı iş, Demirkazık kuzey duvarını solo çıkmaktı. Bu, duvarın ilk Türk solo çıkışıydı, çok önemli bir başarı. Onun gibi bir dağcıl ile; kışın, yazın, kayada, buzda, karda, her yerde dağlara giderek öyle başladım usta – çırak ilişkisi ile. Ama bu demek değildir ki eğitimi almaman gerekir. Eğitimi alabilirsin birçok yerden ve insanlardan. Bu da bence güzel bir şey olur.

 

 

 

Bu arada DOST’ta eğitim veriyordunuz sanırım. Devam ediyor mu bu eğitimler?

 

Bilkent’in dağcılık kulübü DOST’ta zaman zaman böyle şeyler yapıyoruz. Ders anlatıyoruz, söyleşi ve dia gösterisi yapıyoruz ama sürekliliği olan bir şey değil bu. Çünkü benim zaman tablom birazcık oynak ve uydurabildiğimizde yapıyoruz. Hacettepe Üniversitesi Dağcılık Kulübü ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde de buna benzer programlarımız oluyor.

 


 

 

Araştırmalarım sonucunda, Düş Hekimi Yalçın Ergir ismi ile karşılaştım. Lhotse tırmanışınız öncesi;” …dünyanın en zorlu zirvelerini zorlayan bu mütevazi insan…” şeklinde betimlemiş sizi. Bu mütevazilik kısmı dikkatimi çekti çünkü dağcılarda ciddi bir ego olayı söz konusudur. Nasıl oldu da bu kadar mütevazi bir yaklaşım ile bu kadar zirveyi zorladınız ve başardınız? Bakış felsefenizi merak ediyorum. Bize açıklar mısınız?

 

Şöyle bir durum var şimdi; ego daha kuvvetli olabilir, gösteriş için yapılabilir. Ama her şeyden önce bana zevk vermeseydi bunu yapmazdım, büyük hamallık, büyük zorluk. Her şeyi zorluk bu işin sonuçta. Zevk aldığım için yapıyorum. Orada olmayı seviyorum, tırmanmayı seviyorum başka da bir şey istemiyorum zaten.

 

Faaliyetlerinizde Uludağ tırmanışlarınızdan bahsetmemişsiniz. Uludağ sizin standartlarınızda bir yer değil mi yoksa buna ortam ve fırsat mı bulamadınız?

 

Ortam bulamadım ve o kadar yoğun bir tırmanış tempom, antrenman ve görüşme tempom oluyor ki; her şeyi her zaman yapamıyorum. Eskiden, dağcılığa ilk başladığımızda; hep Aladağlar, yüksek dağlar, kayalık yerler diyerek Uludağ’ı aşağılıyorduk doğrusunu istersen. Ama şu an öyle değil. Her türlü dağa giderim, yürürüm de, kampımı da kurarım, duvarda tırmanırım, kaya da tırmanırım ama zaman! Şu anda zaman en önemli şey. Yani gidip hafta sonumu kamp yapmaya ayıracağıma, kaya tırmanarak geçirmeyi tercih ediyorum. Biraz daha öncelikleri ön sıraya çekiyorum. Türkiye’de artık az vakit var artık iyi bir iş yapacak ve gerçekten vaktim olduğunda anlamlı bir şey yapmaya çalışıyorum. Yoksa görmek istediğim yerlerden bir tanesi ve biliyorum ki dağda kayalık rotalarda var. 150 metrelik mix rotalar var, kış için uygun rotalar var. Doğan’ın kış rotaları var ve kendisi de çok uzun zamandır söylüyor. İstanbul’daki arkadaşlarımızda söylüyorlar gidelim tırmanalım diye. Denk düşmedi ne yazık ki. Ama olacak bir şekilde. Mesela buradaki Narlıdere’ye hiç gelememiştim, uzun zamandır istiyordum tırmanış yapmayı.

 

Daha önceki bir söyleşide yarışmacı ruha sahip olmadığınızı belirtmişsiniz. Genel olarak dağcılığın, tırmanışın yarışması olmaz denir. Ancak Türkiye’de ve dünyada gerek yapay duvar olsun gerekse buzul parkurlarda olsun yarışmalar düzenleniyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

 

Dağcılık normalde bir müsabaka sporu değil ama dağcılığı değil tırmanışı popüler hale getirmek için pek çok yarışma düzenleniyor. Çok önemli şeyler bunlar aslında. Tırmanış başlı başına bir spor. Spor tırmanış, sportif buz tırmanışı, indoor tırmanış; bunlar apayrı kalemler. Bunların yarışmasının olması gerek ki para bulasın, sponsor bulasın. Rakiplerin olması gerek ki bir şekilde yarışmanın opsiyonu ortaya çıksın. Bu önemli bir şey bana kalırsa. Ama ben işin içinde değilim o ayrı. O tarzda bir şey kendim için pek uygun görmüyorum.

 

 

 

 

Ben kendimle yarışıyorum diyorsunuz yani…..

 

Aslına bakarsan öyle. Kendi rekorlarım, kendi yüksekliklerim, kendi zamanlarım. Kendi rekorlarımı kırmak benim için daha önemli.

 

Gelelim en son yapmış olduğunuz 19 Mart’taki Fenerbahçe 100. Yıl etkinlikleri kapsamındaki “Fenerbahçe Dünya Zirveleri Projesi” ne. Bu kapsam da Türkiye ve başka ülkelerde de tırmanışlar yaptığınızı okudum. Tabii bunun en büyüğü Everest idi. Bu proje nasıl oluştu? Sizi nasıl dahil ettiler? Ya da siz mi dahil oldunuz? Mustafa Kalaycı nasıl bu tırmanışa katıldı?

 

Çok uzun bir süreç ama kısa olarak anlatmak gerekirse; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başında Aziz Yıldırım var biliyorsun, As Başkanı Nihat Özdemir ile bizim bire bir bağlantımız vardı. Oğlu Mustafa’nın okul arkadaşıydı. Oradan ve birkaç başka kanaldan Başkan Aziz Bey’e bunu iletmesini rica ettik. O da bizi kırmadı sağ olsun ve konuyu götürdü. Mustafa’da bende oturup ortak bir plan çıkarttık. Mustafa benim 7-8 yılık bir tırmanış arkadaşım. İyide bir dağcı, çok iyi anlaştığım bir insan. Böylece proje gelişmeye başladı. Bir görüşme ve ardından başka görüşmeler sonrası proje kabul edildi. 7 zirveler gibi bir şeydi fakat Fenerbahçe dünya zirveleri şeklinde çevirdik. Bir kısmını çıkarttık 7 zirvelerin, bir kısmına başka şeyler, bir kısmına antrenman tırmanışları ekledik. 2006 yılının başından 2007’nin Haziran’ına kadar 1,5 yıl sürecek bir proje idi. Uzunca ve 6 tane dünyanın değişik lokasyonlarında bulunan, değişik tırmanışları içeren bir proje oluşturuldu amiral gemisi Everest olmak üzere.

 

Everest tırmanışı hazırlığı nasıl yapılıyor? Everest olsun, K2 olsun ciddi tırmanışlar bunlar. Bunlara hazırlık nasıl yapılıyor? Bu konuda hala çok net, yeterli bilgiye sahip olamayan dağcılar oluyor. Bu konuda bize nasıl bilgiler verebilirsiniz?

 

Tabii bu çok geniş bir kitap konusu olabilir. 1 ay sonrasına gideceksiniz diye koşmaya başlayarak hazırlanılmıyor. Daha öncesinde büyük, yüksek dağlarda kendimizi denemek, 6000 -7000-8000 metredeki yüksekliklerde kaya, kar – buz üzerinde yeterli tekniklere sahip olmak, kış kampçılık ve dağcılığını çok çok iyi bilmek ve pratik olarak yapıyor olmak, bir çok bilgiye hakim olmak, ilkyardımdan tutun da yön bulmaya her konuda pratik ve teorik bütün bilgileri uygulamak gerekir.Tecrübeli olmak önemli. Türkiye’de ciddi kış çıkışları yaparak hazırlanabilinir. Az önce bahsettiğim dağların hemen hemen hiçbiri yürüyüş dağı değil. Üzerlerinde teknik etaplar içeren dağlar. O boyutta dağda yok Türkiye’de. Çok değişik bir lokasyon. Bu nedenle tırmanılacak dağlardan daha alçak dağlara gidip hazırlanmak en doğrusu olacaktır.

 

Peki orada kalmak için neler yapılıyor? İzinler var, ekibin ayarlanması var, belli bir bürokrasi var.

 

Her şeyin bir bürokrasisi var, yüzlerce bürokratik kalem var. Bunlar yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bu tür bir dağa gittiğinizde ticari bir ekspedisyona katılabilirsiniz, öğrendikten sonra kendiniz yapabilirsiniz. Birçok yöntemi var bunun aslında. Ticari ekspedisyonlara bakmak en doğrusu. Kendin yapsan bile, zaten izinleri kendin alamazsın. Ekspedisyonlar için Nepal ve Tibet’te birkaç yer alabiliyor. Onların düzenledikleri tırmanışın bir kısmına katılarak bunu yapabilirsin. Bir tek izin değil sadece, o bir kısmı. Organizasyon çok zor. Dağ üzerinde en az 2 ay kalınacak. 1,5 – 2 aydan aşağı değil. Yemesi, içmesi, ulaşımı, bunların taşınması, hamallar, hangi kampta ne kadar malzeme kullanılacak, tüm bunlar ciddi bir lojistik. Bu lojistiği hesaplamak zaten en büyük zorluklardan bir tanesi. Kaç kişi gidiyor, ona göre ne kadar malzeme gidecek, bu kadar malzeme ne kadar zamanda harcanacak, ne nerede nereden alınır, yedeği nedir? Her şeyin organize edilmesi gerekiyor. Burada yüzlerce kalem malzeme ortaya çıkıyor.

 

Tırmanış bunun en kolay kısmı gibi mi oluyor?

 

Benim açımdan büyük ve yüksek dağların tırmanışının en zor yanı; bir; sponsor bulmak, mali destek bulmak; iki; bu işi organize etmek. Tırmanmak derken, ben zaten tırmanabiliyorum. Vücut yüksekliğe uyum sağlamışsa zaten bu sorun olmuyor.

 


 

 

Ana kamplarda boş vakitlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Ana kamplarda boş vakti değerlendirmek önemli bir şey. Varsa çevrede, boulder yapıyorum ve yüksekliğe uyumum iyi olduysa. Kısa kaya tırmanışları ile kendimi fit tutabiliyorum. Ama her zaman öyle olmuyor sonuçta sabahleyin -20 dereceden başlayıp gölgede, gündüz 35-40 dereceye varan ısı, gece yine -25 dereceye düşebiliyor. Öyle garip bir yerden bahsediyoruz. Rüzgarlı olur, soğuk olur, 1 metre kar yağar, gün içinde bunlar olabilen şeyler. Çadır içinde genelde bir çadıra bir kişi olacak şekilde rahat ve konforlu bir sistem kuruluyor; müzik dinlersiniz, kitap okursunuz, günlük yazasınız, arkadaşlarınızla sohbet edersiniz, yemek çadırınız olur yemeğinizi yersiniz kapalı bir ortamda; ama sıkıcılık çok da engellenemiyor.

Bu son 55 günlük Everest tırmanışında, yaklaşık 15-16 günü yükseklerde geçti geri kalanı ana kamp ve civarında geçti.

 

Devamlı uygun havayı mı beklediniz tırmanmak için?

 

Biz strateji gereği çok yükseğe gitmedik tükenmemek için ve iyi de bir stratejidir bu yıllar içinde kazandığım. Ana kamp civarında kaldık genellikle yani başka şeyler de yaptık. Civarda 6000 – 6500 metrelik dağlarda vardı, onlara tırmandık. 5000 metrenin üzerinde aksiyon var aslında, yapabilecek kadar kuvvetiniz olursa.

 

Yüksek irtifada özellikle “dead zone” denilen 8000 metrenin sınır olduğu ve üstündeki yüksekliklerde neler değişiyor? Biz bunları okuyoruz ya da belgesellerde izliyoruz. Siz bunları birebir yaşadınız. Fizyolojik ve ruhsal olsun değişimler nelerdir?

Neler yapmamız gerekir? Alabileceğimiz önlemler var mı?

 

Yine büyük bir kitap konusu bu basit olarak geçmek gerekiyor. 7000 metrenin üzeri insan yaşamı için uygun değildir. Aslında 5000 metrenin üzeri değil. Dünyada 5500 üzerinde kalıcı yerleşim yoktur. Her zaman soğuktur, olumsuz koşullar vardır. Oksijen ve atmosfer basıncının azlığı büyük sorun insanlar için. Yükseklik hastalıklarına yol açıp, ölüme neden olacak şeyler bunlar. Orası ay yüzeyi gibi sonuçta, gittiğinizde orada misafirsiniz, devamlı kalmanız mümkün değil, taşıdığınız şeylere tabii olarak yaşantınız devam edebilir. Dolayısıyla da, çok uzun kalmamanız gerekir yüksek irtifada. Özellikle son yıllarda gittiğim 7000’lik dağlarda 5000 metrenin üzerinde mümkün olduğunca kısa zaman geçirerek bu işleri yapıyorum, tükenmiyorum dolayısıyla. En önemli şeylerden birisi bu benim için. 8000 metrenin üzerinde geçirdiğiniz her saat sizin için çok kötü, özellikle oksijen kullanmadığınız tırmanışlarda. Bu tırmanışımda oksijen kullandım ama Cho Oyu’da kullanmamıştım.

Sonuçta ortam zorlu, risk almaya gerek yok. Astronot gibi geldiğiniz bir yer, üzerinizde kilolarca elbiseler, ayakkabılar... Her şeyden önce orada çok kalmamanız gerek. Oyalanmadan, işinizi bitirip dönmeniz gerekiyor.

 

Mesela iniş sırasında kötü bir hava koşulu ile karşılaştınız ve bir yere sığınmanız gerekti. Tabii orada saatler sizden yiyor. Öğrenmek istediğim şey bunun bir önlemi yok mu? Psikolojik olaylar dışında fizyolojinizi çok sarsmayacak bir şeyler…

 

8000 üzerinde 1-2 gün kalırsınız belki ama 3. gün ölürsünüz. Bu kadar basit. İnsan yaşamına uygun bir ortam değil. Hiçbir önlemi de yok bunun. İnsan oksijen kullanıyor olsa bile zarar görüyor bu yükseklikte. Kullandığınız saf oksijen değil, havadaki normal oksijenin basınçlandırılmış hali, maske size bunu dışarıdaki hava ile karıştırarak veriyor. Çok azını soluyorsunuz. Ama basınç değişmiyor aslında, zaten basıncın azlığı bize bu problemleri yaşatıyor.

 

Adrenalin iğnelerinin kullanıldığını duymuştum, bunlar işe yaramıyor mu?

 

Onlar işe yaramaz çünkü iğneler iyileştirmek için değil süreci biraz daha uzatmak için kullanılan şeyler. Ben hiç ilaç kullanmadım bu güne kadar ve kullanmaya da ihtiyacım olacağını düşünmüyorum. Öyle bir duruma düşmek istemiyorum çünkü. Buna göre de hazırlık yapıyorum. Bazı kişiler yüksekliğe daha iyi uyum sağlayabilmek için Diamox kullanıyor; ben zaten yüksekliğe uyum sağlayabiliyorum, doğal olarak aklimatize oluyorum, yüksekte de aksiyonum iyi. Bünyesel bir şey, herkesin bünyesi ayrı. Ben bu konuda şanslıyım, yüksekte başım bile ağrımadı bu güne kadar. Bir iki ekspedisyon dışında, kendimi bilerek iş yaptım ve hiç hasta olmadım. Ama olmayacak diye bir şey yok, dağ hastalıkları her an olabilecek şeyler. Dikkatli olmak lazım. İlaçla iyileştirilebilecek ya da ilaç taşıyarak iyileştirilebilecek şeyler değil bunlar. İlaçlar sadece beyin ödemi, akciğer ödemi gibi çok ağır, ölümle sonuçlanan hastalıkları biraz daha geriye itmek için, süre kazanmak amacı ile kullanılıyorlar. Başka hiçbir işe yaramaz.

 

Peki bu tırmanışlarınız sırasında gerçekten zor durumda kaldığınız, “buraya kadarmış Tunç” dediğiniz anlar oldu mu?

 

Bu, yüksek dağların hiçbirinde olmadı. Çok planlı, çok hesaplı işler yaptım. Şansım da yaver gitti. Şansa dayanarak iş yapmıyorum zaten; hesaplamalarıma, gördüklerime ve tecrübelerime göre hareket ediyorum. En önemli şey bu zaten. Şansa dayalı riskli bir iş yaparsan bu rus ruleti oynamaktır. Bir gün bu mermi kafanda patlar. O kadar. Şans ile iş yapmamak lazım. Yani dağcılıkta şans ile iş yapılmaz. Bu şey gibi; taş düşen bir kulvara girersin, o an düşmüyordur ama biraz sonra düşmeyeceğini bilemezsin. Rus ruleti, ölürsün, bu kadar basit. Burada da yüksek dağlarda dikkatli olmak gerek. Birkaç tane çok önemli kural var, bunları uyguladığın takdirde yaşam devam eder. Belki zorluk çekersin, üşürsün, korkarsın filan ama…

Dağlarda korktuğum zamanlar oldu; buzul çatlakları var, büyük çığlar düşüyor, uçurumlar var, teknik etapların zorlukları var, şu var bu var yani gazının bittiği, yiyeceğinin bittiği olur; yani bunlar dağların kendi zorlukları. Senin lojistik ile ilgili yanlış hesapladığın şeylerdir. Çok büyük bir sorun yaşamadım ama ufak tefek şeyler her zaman oldu.

 


 

 

Dağcılığın olumsuz olarak nitelendirebileceğiniz bir yönü, bir fonksiyonu var mı?

 

Böyle bir şey yok. Benim için çok güzel ve uygun bir spor. O yüzden bu kadar içindeyim. Tabii ki riski var, dikkatsizlik tırmanışta ve dağcılıkta seni öldürür. Kimse dağcılığa kolay bir spor diyemez. Ama dikkatli olmak gerek benim açımdan konsantrasyon ve dikkat önemli bir şey, böyle de yapıyorum.

Petrol Ofisi sponsorluğu ile Everest’e çıkan 11 kişilik bir Türk ekibi vardı. Onlar için sanırım buradan destek sağladınız değil mi?

 

Zaten onlar iyi bir ekip, pek destek vermeme gerek kalmadı. Sadece şans dilemekten başka elimden bir şey gelmedi. Ben de zaten dağın öbür tarafındaydım, Lhotse’de. Tırmanış esnasında haber bile alamadım doğrusunu istersen.

 

Ticari olarak rehberlik yaptığınızı okudum, Explorer çatısı altında. Devam ediyor mu bu?

 

Zaman zaman devam ediyor. Zaman tablomdan kaynaklanan bir sıkışıklık var tabii ki. Ona gidiyorum, buna gidiyorum, antrenman, oradan geliyorum, buradan geliyorum, bunun gibi şeyler; ama tabiî ki mümkün olduğunda rehberlikte de yardım ediyorum. Son zamanlarda pek yapamadım ama zaman içinde belki yaparım bir şeyler. Everest ana kamp treklerinin liderliğini yapıyorum. Kendi başıma kişisel rehberlik yaptığım da oldu ama pek yaptığım bir şey değil. Rehberlik sıkıcı bir şey, pek sevmiyorum yapmayı.

 

Federasyon seçimleri bir hayli olaylı geçti. Bilginiz vardır büyük bir ihtimalle. Sonunda Alaâddin Bey tekrar seçildi. Bu konu hakkında herhangi bir görüşünüz var mı? Daha öncede federasyonun eğitmenliğini yaptığınızı duymuştum. Eğitimlerini de aldınız sanrım…

 

Tüm eğitimleri eski federasyon döneminde aldım. Eğitmenlik ve kamp müdürlüğü yaptım. Bu federasyonda bir şekilde görev almadım. Ne yapalım? Öyleyse, öyle…Yolumu çizmiş gidiyorum zaten. Benim kimseye ihtiyacım yok, kimsenin de bana ihtiyacı yok.

 

Aladağlarla ilgili güncelleşmiş bir harita ya da kroki yapmayı düşünüyor musunuz? Daha detaylı olanından?

 

Ama onu ben yapamam zaten. Onu hava fotoğrafından haritacılar yapar. Zaten ellerinde de vardır. Ama yasak bu harita, biliyorsun askeri harita bu normalde bahsettiğin 1/25000, topografik arazi haritası. Bunlar Türkiye’de yasak. “Hizmete özel” yazar üzerinde. O yüzden pek böyle bir şey ile uğraşmak istemiyorum. Not olan “ Bu bir krokidir.” zaten legal olarak konmuş bir şey. Bu bir haritadır dersen yasak kısmına giriyor. Kroki olduğu zaman yasak olmuyor kanuni olarak. Şu an da uğraşabilecek vaktim de yok. Ancak önceki krokide bazı düzenlemeler yapmam gerekiyor. Bazı yer yanlışlıkları ve ufak tefek şeyleri var. Bir ara düzenleyeceğiz.

 

Pakistan Dağları ile ilgili bir kitap yazdığınızın duyumunu aldım. Ne durumda? Nasıl gidiyor?

 

Kitap çıktı. Ben Mart’ta gitmeden evvel kitap elimdeydi. İstanbul’dan bulabilirsiniz. Adrenalin’den ya da Caner Odabaşoğlu’ndan bulabilirsiniz.

 

Bir de buzul tırmanışı eğitim kitabı da var sanırım. O ne durumda?

 

Onunla ilgili çalışmalar sürüyor. Kitap bitti ama çizimleri, fotoğraflar ve detayları ile ilgili uğraşıyoruz. “Kış Tırmanış Teknikleri” adı altında; kar tırmanışı, buz tırmanışı, mix tırmanışı, kış kampçılığı gibi birçok tekniği içeren bir kitap olacak inşallah.

 

Peki bu çıkan kitaplarını İngilizce’ye çevirip yurt dışında satılması için herhangi bir girişiminiz var mı?

 

Aladağlarla ilgili bir kitap var biliyorsun, yazmıştım “Aladağlar’da 50 Rota” diye; şu an İngilizce’ye çevrildi ve basılma aşamasında. O çıkacak zannederim. Öbürlerini bilmiyorum. Ama bu en azından olacak gibi gözüküyor. Kaçkarlar ve Aladağları hem önce çevireyim hem de update edeyim diye bir düşüncem var.

 

Dağda arma - kurtarma ile ilgili bir kitap yazmayı düşünüyor musun? Gerçi bu soruyu, arama – kurtarma olayına pek sıcak bakmadığınızı öğrenmeden önce yazmıştım. Şimdi öğrendim.

 

Arama – kurtarma eğitimi aldım, pek çok operasyona da katıldım ama ilgimi çeken bir mevzu değil. Gerçekten bu konuya gönül vermiş bir insanın yazması çok daha doğru olur.

 

Sizin gibi ciddi tırmanışları gerçekleştirmiş dağcıların yaşam şeklini, antrenman yöntemini, hayata bakışını hatta beslenmesini merak ediyoruz. Kısaca bunlardan bahsedebilir misiniz?

 

Yaşam çok hızlı ilerliyor. Yaşam tırmanışa, eşine, dostuna, arkadaşına, sevgiline ayırdığın vakit ve antrenman arasında gidip geliyor. Yoğun kompres edilmiş bir hayat var yaşadığım. Antrenman yapıyorum boş vakitlerimde devamlı, yüksek dağlara gitmem çok bölüyor benim antrenman programımı, fitness seviyemi bir hayli düşürüyor, aylar geçiyor kendi eski halime kaya üzerinde ya da tekniklerimde güvenli hale gelmem için. Hep düşüncemiz daha zor rota tırmanmak, daha iyi hamle yapmak, başka yerlere gidip tırmanmak, hep zor bir rotayı çıktıktan sonra başka bir rotaya bakıyorsunuz, amacın o oluyor, kafanda o oluyor. Yaşamın bundan ibaret oluyor aslına bakarsan.

Antrenman olarak sadece kaya tırmanıyorum. Başka hiçbir şey yapmıyorum. Mümkün olduğunca yapay duvarda değişik teknik ve kuvvette devamlılık için değişik antrenmanlar yapıyorum tırmanış arkadaşlarımla. Sadece yapay duvar tırmanan veya sadece yarışmalara katılan arkadaşlarım var. Sadece geleneksel rota çıkan arkadaşlarım var. Çok değişik insanlarla tırmanıyorum. Herkes ile değişik bir şey yapıyorum ve bu da benim işime geliyor, rahat ediyorum yani.

Net bir beslenme şeklim aslına bakarsan yok. Ama ağır yememeye dikkat ediyorum, içki içmem zaten; arada 1 kadeh şarap dışında bir şey içmem. Salata vs. hafif beslenmeye dikkat ediyorum, öğün atlamamaya çalışıyorum. Sağlıklı şeyler yemeğe dikkat ediyorum. Arada tabii olmadığı oluyor. Seyahat sırasında bu tür şeylere çok dikkat edemiyorum.

 


 

 

Fotoğraf sanatı da tabii dağlarla beraber hayatınıza girdi. Çekimlerinizde ne tür makineleri kullanmayı tercih ediyorsunuz? Yüksek irtifada olduğunuz için herhangi bir makine ile gidemezsiniz herhalde değil mi? Dağcılardan fotoğrafa başlayan arkadaşlar için hangi makineleri önerirsiniz?

 

Şöyle bir durum var, ben aslında fotoğrafçı değilim. Küçük yaştan dağlara gidip de fotoğraf çekmeye başladım ama makineye alıştım. Artık hayatımın bir parçası. Gittiğim her yerde mutlaka makinem yanımda oluyor. Kendiminkini de belgelemeyi seviyorum, yazdığım kitaplarda da gerekli oluyor, insanlar da istiyor bunları. Dolayısı ile yaptığım işin önemli bir parçası oldu. Makine apayrı bir şey. Herkesin favori bir makinesi vardır. Ben bir sürü makine kullandım. Canon’du Nicon’du. En iyi kullandığım makine benim için, en iyi makinedir. En çok Canon’un makinelerini kullandım. Tırmanışlarda ve kayalarda daha çok küçük dijital makineleri kullanıyorum. Dağlarda da daha büyük SLR cinsi makineleri tercih ediyorum.

 

Genelde dijital makineler soğukta donma nedeni ile sorun çıkarabiliyorlar…

 

Bu güne kadar bana problem çıkartmadı çünkü çok sıcak tutuyorum makineyi devamlı. Küçük makineleri zaten hep iç ceplerde taşırım, hiçbir zaman soğuğa maruz bırakmam, gece yatarken dahi, dolayısı ile piller uzun süre gidiyor. Açıkta bıraktığınız zaman zaten ölür makine, batarya donup kalır. Büyük makinenin öyle bir derdi var ama yinede makineyi kılıfının içine tuttuğun sürece makine aylarca çalışıyor.

 

Peki, kendinizi aşmak bağlamında önünüzdeki projeler neler?

 

İstemediğin kadar proje var aslında. Antrenman yapmak kadar bunlara finans bulmak da zamanımı alıyor gerçekten. Ama en yakında ufak bir proje olarak Kafkasya’da bir teknik tırmanışa gideceğiz; Kafkasya’nın en büyük 2. dağı Şhara (5068m.) bakalım işte Ağustos ayı içinde olacak. Daha sonrasında on dört 8000’lik projeme devam edeceğim zannederim. Ama tabii buna finansman bulabilirsem. Gidip gidemeyeceğimi tam bilmiyorum. Bu ülke, öyle bir ülke ki finansman bulamama ve bir daha hiç yapamama şansım var. Çok umrumda da değil yani. O kadar çok yapacağım iş var ki, bir çok rota var tırmanmayı istediğim. Yurt içinde olsun, Avrupa’da olsun. Aladağlar’da Vayvay Kuzey Duvarı’na gideceğim yakında. Bir çok aklımızda böyle rotalar var. Tabii yeni rotalarda var aslında belirsiz yerlerde. Bakalım ne olacak?

 

 

Zirvelerimiz gittikçe kirleniyor. Hem yurt içinde hem de dünya çapında. Bunun önlenmesi için herhangi bir proje var mı aklınızda? Ya da böyle bir girişiminiz?

 

Hayır, böyle bir şey yok. Aslında birilerinin yapması iyi olur ve hatta İstanbul’da ki Simbiyosis adlı kuruluşun böyle bir girişimi var, Ağrı Dağı’nı temizlediler. Arkadaşım Dr. Ayşen Ergün ve arkadaşları güzel şeyler yapıyorlar. Zaman içinde dahil olmak isterim tabii ki. Benim özel olarak böyle bir şeyim yok. Ben zaten kendi tırmanışlarımı zor finanse ediyorum ve zor zaman buluyorum. Ben sadece basit bir sporcuyum, öyle düşünmek gerek. Benim açımdan bu, sadece sporcuyum ve sporumun peşinde koşuyorum. Başka pek bir şey düşünmüyorum.

 

Şu an Tunç Fındık istediği yerde mi? Hayal ettiklerini gerçekleştirmiş durumda mı?

 

Yapmak istediğim bir yığın şeyi yaptım ve bir yığın şeyi yapamadım, yapmak istediğim de çok şey var. Hayal ettiğim yerde olmak değil yani, hayal ettiğim bu işi çok uzun yılar devam ettirmek ve daha da çok keyif alarak yapmak, ki bunu da yapıyorum. Hayal ettiğim şey hep tırmanmak. Başka bir şey istemiyorum. Özellikle X ya da Y zirvesine çıkayım diye bir şey yok. Hiçbiri olmasa da olur. Sadece tırmanmaya devam edeyim, kayaya taşa dokumaya devam edeyim. İstediğim yerde bırakırım, istediğim yerden alırım. Çok severek yaptığım bir iş. Futbol oynamayı sevseydim, futbolcu olurdum. Yine her şeyimi ona verecektim. Keyfim yerinde açıkçası, kendimi mutlu hissettiğim şeyi yapıyorum. Zaten hayatta başka da bir şeyin önemi yok benim için.

 

Sabrettiniz, teşekkür ediyorum sorular bu kadardı :D görüşmek üzere….

Güzel sorular hazırlamışsın. Sağol…



Fotoğraflar: Tunç FINDIK
Son DüzenlenmeCumartesi, 22 Aralık 2012 20:32

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol

DMC Firewall is a Joomla Security extension!