Menu

Bursa Sadağı Kanyonu



Tarih: 01- 07- 2007
Faaliyet Raporu : Doğan Nadi ÇETİNKAYA

Zirve dağcılık Bursa olarak treking parkurlarını yaz döneminde ıslak olmasını istemiştik ve buna göre 6 aylık programımızı yapmıştık. Listede kanyon olarak Sadağı , Sansarak , Fevziye kanyonlarını yazdık. 1 Temmuz Pazar gunu sabah 22 kişi Santral garaj YKB onunde bulustuk Aracımızla oradan hareketle önce yaklaşık 1 saat sonra Orhaneliye geldik. Bölgeye katkısı olması açısından alışverişimizi de buradan yapmaya karar vermiştik. Bir taraftan kahvaltılar edildi, öbür taraftan alışverişler yapıldı. Ve molanın ardından Sadağı köye varıldı. Sadağı köyü bir yörük köyü ve köylüleri hayli sıcak ve ilgili. Saat 10 gibi köyden hareketle yürüyüşe başlandı ve bentin bulunduğu bölgeye gelindi. Sadağı Kanyonu bunaltıcı yaz dönemi için bulunmaz kaftandı. Zira kanyon hem orman içinden gidiyordu hem de yüksek kaya bloklarının bulunduğu bölgelerden geçiyordu. Yürüyüş icabı sık sık suya girip çıkmak gerekiyordu. Bu bakımdan bakıldığında sandalet kullanmak oldukça kullanışlı oluyor. Bot ve spor ayakkabısı kullananlar hayli sıkıntı çektilerse de daha sonra durumu kabullenip ayakları ıslak değilmiş gibi davranmayı kabullendiler. Bana soracak olursanız bot bu parkurda daha iyi olur düşüncesindeyim çünkü özellikle önden gittiğinizde gördüğünüz yılanlar olabiliyor.




O bölgedeki yılanların ne derece zarar verici nitelikte olduğunu bilmiyorum ama daha iyi güvenlik açısından ıslak olmasına rağmen bot diyorum ben ama sandaletin rahatlığına da diyecek yok. Faaliyette Ardayla telsiz bağlantısı ile grubu koparmamaya çalıştık. Genel olarak ben önde Arda’da artçılığı üstlendi. Su geçişleri , kayalar ve yosunlu bölgeler olduğundan dikkat edilmesi gerekiyor. Bu anlamda herkes birbirine faaliyet boyunca yardımcı oldu zaten. Yaklaşık 2 saatlik bir ıslak yürüyüşten sonra kanyonun yüksek duvarlarını geçtik ve tarihi, yağmalanmış, yakında bir otelin uzatacağı borularla suyu çekilip kurutulacak Roma hamamına geldik. Bu hamamın kaynak bölgesinde ki su sıcaklığı kızgın bir sobaya dokunma hissi ile aynı. Canınız yanıyor.




Yanımda niye yumurta getirmedim diye hatta sitem ettim kendime. Hazır rafadan yapardık  . Cidden yapabilirsiniz. Neyse biz bulmuşuz bedava açıkhava hamamını, dururmuyuz? Ekip zaten eğlenmeye gelmişti ve hemen mayolar giyildi tarihi hamamın tarihi sularına neye iyi geldiği çok da umurumuzda olmadan hamam bir güzel yayıldık. Baştan biraz sıcak gibi geliyor ama sonra çıkmak istemiyorsunuz. Romalılara teşekkür etmek lazım hakkaten. Çekirgenin kapalı hamamlarında takılmaktansa yüksek kaya bloklarının bulunduğu kanyonun içinde tepenizden geçen kuşları seyrederek ormanın içinde kaplıca kanyon keyfi, başka nerde var ? Buradaki etkinliğimizi(!) tamamladıktan sonra hemen 500 mt kadar ilerdeki gölete gittik. Bu göletteki akarsu soğuktu ama çok değil. Gölette aynı zamanda alabalık da var. Döllenme döneminde akıntıya ters sıçrayışlarını görebiliyorsunuz. Yanınızda mayo getirmeyenler bilumum gıptayla bakarlar su sefalarına. Nitekim gene öyle oldu…. Buradaki gölette 3-4 metrelik kayanın oluşturduğu havuza atladık bol bol. Yalnız buradan atlarken dikkatli olmak gerekiyor zira biz her yıl gittigimizden biliyoruz. Atlamadan önce şöyle bir yüzüp su altındaki yuksek kayaların tarafta oldugunu tetkik etmekte fayda var. Yoksa bir kaza medana gelebilir. Burada ki keyfimizi Sema’nın tozlanmış ocağıyla Mustafa ‘yala beraber yaptıgı makarna, Türkan’ın doğradığı domates, Tümay ve Nihalin yaptığı güzel salata ve erkek silsilesinin eşlik ettiği ateş başındaki et muhabbetleri ve şehven götürülen etlerden sonra bir uyku çöktü karnı şişmiş bedenlerimize. Ağaçların gölgesinde uzanıp olayın keyfini iyice çıkardıktan sonra bu sıcakta şehirde bulunmamakla ne iyi edildiği konusunda herkes son derece hemfikirdi.




Akşam 16:00 gibi dönüş yoluna geçildi. Parkurun yarasa mağaralarının bulunduğu geniş bölgeyi geçtikten sonra suyun sığlaşan bölgesinde çamur vardı ve Türkan ayaklarını çamurlamak istemiyordu. Tabi doğal olarak bizde. Kenardan birkaç adım atabilmek için büyük taşlar aldım ve adım boyu attım. Ancak çamur tabakası biraz derin gibiydi ve dikkatli geçmek gerekiyordu. Türkan ve ben geçerken , Türkan bir an dengesini kaybetti ve onun dengesini kaybetmesiyle bende dengemi kaybettim ve ikimizde çamura girmek zorunda kaldık. Ayaklarımız en az 20 cm çamura gömülmüştü ve biz gülüyorduk  sonra ben onun ayaklarının fotografını çekeyim derken Türkan bana ayağını kaldırıp poz vermek isterken bir teknenin yavaş yavaş alabora olması gibi kafası çamura girdi.Bu arada ben de onun sayesinde gene çamurlandım . Ciddiyim 




Ayaklarımızın çamurlanmaması için o kadar didinen bizler çamur içinde kalmıştık ve birbirimize bakıp bakıp hiç durmadan gülüyorduk. Bu arada geçmemezi bekleyen insanlarda ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar ve daha itinalı geçmeye çalışıyorlar artık o bölgeden doğal olarak  Nihayetinde tekrar bol miktarda ıslana ıslana yolumuzu sonlandırdık ve bentin olduğu bölgeye tekrar geldik. Kısa bir yürüyüşten sonra Sadağı köye geldik. Köylülere ıhlamur ayıklıyorlardı ve köy mis gibi ıhlamur kokularına bulanmıştı. Köyde çeşmesinde temizlendikten sonra dönüş yoluna geçtik şehre doğru. Katılan herkese teşekkürler…

Doğan Nadi ÇETİNKAYA
Son DüzenlenmeCumartesi, 29 Ekim 2011 20:54

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol

Our website is protected by DMC Firewall!