Menu

HADAK Şenliği - Erciyes Kuzey

HADAK şenliklerine katılmak ve bireysel faaliyet yapmak üzere 5 Temmuz aksamı İstanbul’dan Şükran, Sevinç ve Mahmut ile birlikte ayrıldık.. Gerek otobüsün seyehat edilecek durumda olmamasından kaynaklanan, gerekse hostesin verdigi rahatsızlıktan dolayı, zor bir yolculuk süreci yasadık. Dönüste o yorgunlugun üzerine daha rahat bir yolculuk yapmak, icin ayırttığımız biletleri İpek Turizmden iptal ederek, baska bir firmadan aldık.

Terminalin bir kösesinde bekleşirken, Bursa’dan Mustafa ve Doğan ile bulustuk önce. Sonra Todosk’lu arkadaslarımız Yakup ve Fatmagül ile... Sonra dört bir yandan gelen dağcılarla.




Kalabalıklaşınca, bizi almaya gelen Hadak’lı görevli arkadasla birlikte belediyenin tahsis ettigi otobüse binerek Hacılar’a gittik. Geçen seneden beri bir değişiklik olmayan Hacılar da hayat yine sakindi. Meydana yapılan şadırvan bitmiş ve görevine başlamıştı. Ve ihtiyarlar kahvesinde çay yine 5 kuruştan satilmaya devam ediyordu.
Sütdonduran’a gidecek aracın hareket saatini beklerken biraz dolastik ve kurulu küçük pazarında yemek için alışveriş yaptık. Ve bizi davet eden okuldan bir öğretmenin çağrısına kulak vererek yemeğimizi orada yedik.

Hareket saati geldiginde, bizi kamp yerine götürecek kamyona önce çantalarımızı yükledik. Sonra kendimizi. Uzaktan gözlerini üzerimize dikmiş seyreden Erciyes’e bu mesafeden ve açıdan bir kez daha bakarak yanına tozlu yollardan döne döne yaklaşmaya başladık.

Kamp yerine ulastığımızda, meydana kurulmus işçi ve şantiye çadırlarının şenlik yapılacak yerde olmasa daha iyi olacağını düşündürdü bana. Ve herkes kendisine uygun bir çadır alanı bulmak, şantiye jeneratöründen uzak olmak için aranmaya başladı.

Dağ karşımızda duruyor. Kuzey yönünde olmamıza rağmen ve bu mevsimde rotaların kar ve buz olması gerekirken, normalin cok altında bir görünümde. İlk gün kar buzdan ikinci gün ise buzuldan çıkmayı düşünerek gelmiş ekibimizle konuşuyoruz ve tekrar tekrar buzulu inceliyoruz. Şuradan girsek, söyle yapsak, bu tarafından dolaşsak söylemleri arasında buzul faaliyetini yapamayacağımıza karar veriyoruz. Ama buna rağmen gözlerimiz buzul tarafından ayrılamıyor. Kuresel ısınmanın Erciyes’e verdigi zarar gözle görülür derecede net.

Geçen sene yapılan şenliğe göre değerlendirdiğimde bu sene katılım çok az. İlk gün gelenler ancak elli kisi. Diğer kalabalık, şenlik için gelen piknikçiler. Ve her yerin piknikçileri aynı. Araçlar çadırların arasına girmiş adeta. Ve hep gürültücüler. Tam yemek vakti toprak yoldan geçen araçlar çok toz çıkartıyor. Bunu engelleyecek birileri ise yok gibi.




Şenlik meydanından dağa yüzünüzü döndüğünüzde; sol yandaki tepenin, yani telefonun çektiği tepenin dağa yakın yüzüne dağevi yapılıyor. Dağcılar için yapıldığı söyleniyor ama Hadak ve Hacılar da kayak sporunun gün geçtikçe öne çıkmaya başlaması, yakında dağ ve dağcılık için olumsuz sinyal veriyor gibi. Umarım bu taraftanda oteller ve telesiyejler yükselmez yakın zamanda. Hacılar’a desteğini eksik etmeyen İstikbal grubu yöneticileri, dağcılık ve kış sporları adına Hadak’a destek oluyorlar. Dağevi yine aynı grup tarafından yaptırılıyor. Bu seneye yetistirilmeye calışılmış, ancak yolların karla kapalı olması inşaatın başlamasını geciktirmiş.
Askeriye bu senede genel kullanım için çadırları kurmuş. Birkaç asker ve bir uzman cavus görev başındalar. Dağın bu yüzü Hacılar’a kadar polis bölgesiymiş. Oysa ben polis bölgesi diye sadece yerlesim yerlerini bilirdim. Köyler bile jandarma bölgesi oysa. Normal zamanlarda çobanlardan baska kimsenin olmadığı bu yerin polis bölgesi olması ilginç geldi. İşte onun içindir ki; birde polisimiz vardı şenlikte. Polis Fatih, görev yeri yayla olunca, toplamış çoluğu çocuğu, bizim Murat Soğucak’tan almış 2 oda bir salon çadırı, kurmuş karakolunu...

Şenlik süresince olası bir ters durumda müdahale edecek ambulans ve bir hemsire ile soförden ibaret sağlık ekibide yerini almıştı. Şoför nasıl birisiydi desem şenliklere katılanlara, eminim kimse anımsamaz. Ne adını ne yüzünü. Ama hemşirenin unutulma şansı yok. Kamp müdürü gibiydi mübarek. Ve galiba İpek Turizmin hostesi bile ondan daha cana yakın ve iyi niyetliydi. Çay ocağının başında bizim hemşire vardı. Yemek dağıtılırkende. Orada bulduğunuz bir bardağı kullanmayı aklınızdan bile geçirmeyin doğrusu. SS subayları gibi dolanıp durdu.




Tırmanışa giden ama sırta çıkamadan bacağında ki ağrı yüzünden geriye dönen Muzaffer Erol Gez ile ayak üzeri keyifli bir sohbet yaptık. 1952 yılında ilk tırmanışını Erciyese yapan Muzaffer Hoca’nın 100 civarı Erciyes 30 civarı Ağrı tırmanışı bulunuyor. Munzurun bütün zirvelerine tırmanan ve Cilo dağlarına 1960 yıllarında eğitim ve tırmanışlar yaptıran hocanın 74 yaşına rağmen bir tutku ile Erciyes’e yönelmesi inanılmazdı.
Hoca sohbetinde zemin ve rotanın durumu iyi değil dedi. Çok dikkat etmek lazım, kar diye birsey zaten kalmamış dedi. Buzulun durumunu görüp görmediğini sorduğumda ise, “buzul mu kalmış, neyini göreyim” dedi.

Artık gün yavaş yavaş kararmaya başlarken; şenlik açılışı için Kaymakam, Belediye Başkanı, destekçi iş adamları yerlerini alıp açılışa geçildikten bir süre sonra, dört nala altı oklu bir milletvekili adayı sonuna kadar açılmış hoparlörü ve slogan müzigi ile alana girdi. Dizginleri şöyle geriye yaslanarak çekip atladığında son model arabasından, arkasında kalan toza batmış dağcılara şöyle bir bakarak protokole yöneldi. Ve bize sıra geldiğinde toz dağılmış oy gibi görünmeye başlamıştık bile uzattığı eline...

Yemek için kuyruğa girdiğimizde, midelerden artık ses düzensiz gelmeye baslamıştı. Pilav, salata, tavuk ve ayrandan oluşan yemeklerimiz ile cadırlara yöneldigimizde gün yavaş yavaş kararıyordu.

Teknik toplantı için saat 20:00 denmişti. Öncesinde kendi aramızda arkadaslar ile bir ekip belirledik. Ben, Mahmut, Mustafa, Doğan, Mutlu, Şükran ve Yakut ile Todosk’tan Fatmagül ve Yakup, ayrıca Bursa Yıldırım Belediye Spor’dan Hikmet ile 10 kisi birlikte hareket edecektik.
Toplantı başladığında iki grup halinde çıkılacağı ve 03:00 ile 04:00’te haraket edileceği söylendi. İlk ekip yavaş, ikinci ekip ise hızlı olacaktı. Parkur girişinde ilk ekip bekleyecek ve yetişen ikinci ekip ile beraber buzula girilecekti. 3-5 kişiden oluşan iki ekip olsa, bu iyi bir fikir gibi belebilirdi. Ancak zaten kalabalık olacak ekiplerin bu sekilde hareket etmesi son derece tehlikeli ve risk iceriyordu.
Önerimizi söyledim kurula. Verecekleri rehberle birlikte biz bir ekip olarak saat 02:00 de yola cıkacaktık. Önce kabul edilmeyen öneri, daha sonra ilk ekibin yola çıkma saati 02:00 olarak belirlenip, 6 kisilik baska bir grubu da bizle birlestirerek ve 4 rehber ile birlikte 20 kisilik bir ekip ile yola cıkılması kararı verildi. Kalabalık diye konusmalarımızı ise dikkate alan olmadı. İkinci grup 18 kisi ile 04:00’te yola cıkacak ve biz sırta varmadan parkura girmeyecekti. Girmesi demek yukarıdan düsüreceğimiz taşlar ile ölüm demekti.




Ve yazılı listeye göre zirveye gideceklere kumanyaları verildi. Bu arada öğrendim ki bizim birinci Ekip 22 kişi olmuş. Vay anam vayyy az kalabalıktık sanki. Kumanyamız bir torba dolusu yiyecek. İçinde yok yok demeyeceğim, çünkü yok, vardı. Meyve suyu (tatlı), Kek (tatlı), Büsküvi (tatlı), Helva (tatlı), Bal (tatlı), Reçel (tatlı) margarin ve ton balığından oluşan kumanyada peynir (tuzlu gıda) yoktu mesela. Dilerim bir sonraki şenlikte bu, sponsor firmalara bırakılmayıp, tırmanışa gelen kişilerin besin ihtiyacı vs hesaplanarak daha olumlu bir sekilde hazırlanır.

Kumanyalar alınıp çantalar hazırlandıktan sonra; biraz olsun yorgun bedenlerimizi uyutmak amacı ile çadırlara çekilip uyku tulumların içinde kaybolduk. Birkaç saat sonra uyanacağımız için azda olsa uyuma ihtiyacımız jeneratör sesinde ve pikniğe mi şenliğe mi geldigi bilinmeyen çoluklu çocuklu ailelerin gürültüsüne takıldı. Ve gözlerimiz kapanıp kapanıp geri açıldı. Bir ara uyuduk sanıyorum...

Kurulan telefonların çadırlardan gelen sesleri saatin 01:00 oldugunu haber veriyordu. Jenaratörün ve piknikçi komşularımızın sesi saat 24:00’te susmuştu ve biz uykulu gözlerle birseyler yemeğe çalışıp son hazırlıklarımızı tamamlayarak toplanma bölgesine yöneldik. Ve ekibimizin 24 kişiye yükseldiğini öğrendik.

Gökyüzünün her yanı yıldız. Sanırsınki almış birileri avuç avuç savurmuş gökyüzüne. Saçlarımıza düşüyor sanki, Şafak Türküsü gibi...

1. Ekip olarak saat tam 02:00 de cadırlar bölgesinden ayrılarak, kafa lambalarımızın aydınlattığı toprak yolda ilerlemeye basladık. Uzaklarda bir yerlerde akar suyun sesi, çürümüş dağdan düşen taş seslerine karışıyordu.
Yol bitipte taşların üzerinde ilerlemeye baslayınca, öndeki iki rehber durmamızı söyleyerek yol aramaya basladılar. Ve buldukları yerden ilerlemeye devam ettik. Rüzgar durdugumuz zaman biraz rahatsız etsede, hava fazla soğuk değildi. İlk karlı alanı geçtikten sonra surekli duraklamalar yapan rehberin rotaya girmek üzereyken biraz uzun sureli duraksama nedenini ise, faaliyet sonrasında ögrendim. Rehberlerimizden biri sabah namazını kazaya bırakmak istememiş. Ve o kadar kişiyi soğukta bekleterek ibadetini yerine getirmişti. Baska birisi ise arkada, 10 dakikada bir ezan okuyan telefonu esliğinde namazını kazaya bırakmıştı oysa...

Kar kulvarına girmeden önce rehberimiz kendinden emin bir sekilde kramponlarını bir kenara bırakarak ağırlık bırakmak isteyenlerin geri dönüste almak üzere ağırlıklarını bırakacağını söyledi ve kramponlarını iki rehberde bıraktı.
Böyle bir faaliyette rehber aynı zamanda liderlikte yapabilmelidir. Eğer liderlik yönü yok ise ve sadece rota bilgisi için ekibin önüne konmuş ise, ekibe liderlik yapabilecek bir kişi önceden görevlendirilmeli ve alacağı kararlara ekibin uyması sağlanmalıdır. Bizim ekibe rehber olarak verilen bu arkadaş, rotanın devamında veya inerken krampon kullanılabilecegi varsayımı aklına gelmeden malzemelerini bırakmıştır. Rehberimiz ayağında sert olmayan ve iz açmak için zorlanacağı bir bot ile iz açmakta zorlanmış ve kar buz rotası mucizevi bir şekilde sorun yaşanmadan çıkılmıştır. Aşağıdayken başlayan sis etkisini sürdürüyor. Görüş mesafesi 30-40 metre ancak var.




Karlı bölgeden kül ve toprak olan bölgeye geçerken toprağa yapışan rehber hepimizin gerilmesine ve tedirlinlik yaşamasına neden oldu. Bu nokta sonrasında rehberin yanından geçen ekip dagınık bir şekilde tırmanışını sürdürdü ve rotadan çıktı. Karlı alandan sonra kül ve çarşak bölge geçilirken sırtın sol tarafına doğru gitmesi gerekirken ekibin önüne geçen bazı “hızlı” arkadaşlar dik yükselince, düşürdükleri taşlarla tehlike yaratmaya başlamışlardır. Sırta yakın bir noktadan düşürülen büyük bir karpuz iriliğindeki kaya parçası önce ağır ağır gelirken, sanki yerde yay varmışçasına zıplayıp hızlanarak inmeye başladı. Şükran ile bulunduğumuz noktaya doğru gelen taş önce yön değiştirdi ve tam rahatlamışken, çarptığı yerden biraz parçalanarak tekrar yön değiştirerek Şükran’ın son hamlesi ile sırt çantasının alt kısmına çarpıp aşağılara yoluna devam etti. İlk büyük tehlike atlatılmıştı.

Sırta doğru devam ettik. Arkamız sıra sis bizi takip etmeye ve rüzgarda yükseklere doğru savrulmaya devam ediyor. Verilen kısa bir molanın ardından sırtı aşarak solda yükselen rotadan ilerlemeye devam ettik. Bu noktada, dört kisilik rehber grubumuzun içerisinde en genc olanı Fazlı ekibin başına geçti. O ana kadar kendini farkettirmeyen bu genc rehberligi ve sorumlu davranışları ile ekibi sorunsuz bir şekilde zirveye taşıdı. İlk rehberimiz ise sırtın ön tarafında gerilerde kaldı bile.

Rotadaki olumsuzluklar ve kül alanın sorunlu olması iniş rotamızı acaba farklı bir yerden mi yapsak diyalogları yapmamıza neden oldu. Zirvede durumu değerlendirerek gerekirse şeytan rotasından inme düşüncem, arkadaşlardan da onay aldı. Ancak sonraki süreçte ekibi bölmeyerek yine aynı rota üzerinden inmeye karar verdik.

Zirve tarafina gecmemize yarayacak mağaranın içindeki zemin her zamanki gibi cam buzdu. Zirveye ulasanların kutlamaları, çekilen fotoğraflar ve termoslardaki sıcak cayın yorgunluğumuzu almasının ardından yavaş yavaş geri dönüş yoluna girildi. Biz zirveyi terkederken, bizden 2 saat sonra ve bizim çıktığımız kulvarın sol tarafından çıkan 2. ekip zirveye damlamaya başlamıştı bile...

Zirveden inip ilk bölgeyi gecerken, tırmanışımızın eski rehberleri olan arkadasları uzun bir mola vermiş dinlenirken gördük. 2. ekip yanlarından geçip zirveye yürürken, bizde sırta dogru devam ettik.

Sırtta önden giden arkadaslar mola vermişti. Yanlarına doğru ilerlerken birden dengesini kaybedip dusuyorum diyen Şükran’ı son anda yakaladım. Ayağının altındaki taşlar yerinden oynayıp dengesini kaybedince bir anda kendini yerde bulmustu. Ve elini yakaladığım an çok kritik bir andı.

Biraz dinlenmeden sonra Fazlı önde biz tren vagonları gibi arkada çarşağa girdik. 75-80 derece diklikte ki alanı bu sekilde geçerek kar kulvarının başına doğru alçalmaya devam ettik. Kar kulvarının yanındaki kül toprak karışımı sarı alandan kara paralel inmeye devam ettik bir süre. Ve adımlarımızı sıra ile geceye nazaran yumuşamış kara atarken bütün dikkatimizle kaymamaya odaklanmıştık. Ve ekip krampon takmadan topuklar üzerinde inmeye başladığında beklenen küçük düşmeler gerçekleşmeye başladı.

Kulvarın ortalarında bir yerlere gelmiştik ki arkalardan gelen düşme sesi bir anda geri dönüp kazmayı yere saplayarak durdurmak üzere refleksimi harakete geçirdi. Ancak bir anda bende kendimi önce havada sonra yüzü koyun başaşağı düşer buldum. Karın üzerinde hızla inişe geçmiştim. Kazmayı sapladım durmadı. Ama durmalı diye düşündüm. Hatta saplayınca ben yön değişmeliydim, ama olmuyordu. Ve bütün gücümle kazmayı bu kez diklemesine kulvara vurduğumda birden durdum. Aşağı doğru kayanlar vardı. Ve Şükran aşağıda görünmediğine göre ya düşmedi yada erken durdu diye geriye baktığımda, göremedim. Tekrar aşağıya baktığımda benden 50-60 metre kadar aşağıdaydı ve kazması elinde değildi. Diğer arkadaşlarda düşürmüştü kazmalarını. Ve bir kişinin alnına aldığı darbe ile yaşadığı kanama dışında herkes iyiydi. Toparlandık ve inişimize devam ettik.

Saat 15:00 te bütün ekip kamptaydı artık. Daha doğrusu ekibimizin ilk rehberleri hariç hepimiz kamptaydık. Ve karşılayan kutlayan arkadaşlarımız sonrasında önce bizi bekleyen pidelere yöneldik, sonra çaya. Biraz dinlenmenin ardından 2700 metrenin soğuğuna aldırış etmeden kamp alanının aşağısında kurulu tuvalette duş alarak rahatladık.

Biz tırmanıştayken kampa o gün katılan Bursa Canan, Antalya’dan Ayla, Aynur, Hasan, İstanbul üyemiz Ali Batuk, üyemiz olan ama faaliyete rota mail grubu ile katılan Selim Baştüfek ile merhabalaşıp sohbet ettik.

Rota mail grubu İstanbul’da kendilerine göre yürüyüş faaliyetleri düzenleyen, dağcılık ile alakası olmayan bir mail grubu. Mail gruplarında yaptıkları cağrılar ile bir ekip oluşturup buradaki tırmanışa katılmak üzere gelen bu arkadaşların dağcılık bilgileri, tecrübeleri hiç bir şeyleri yok. Kazma nasıl kullanılır, düşünce nasıl durulur gibi bilgilerden bile habersiz olan bu arkadaşlar Kuzeyden Erciyes’e tırmanmaya gelmişti. Sanırsınki bu arkadaşlar İzmit’e yaylalara yürüyüşe gidiyorlar. Birde gruplarına mail atmalar otobüs bileti ayırtmalar... Kendilerine rotanın durumunu, zorluğunu anlatıp vazgeçirmeye çalışsamda fayda görmedi.

Ve akşam tırmanış ekiplerini oluşturacak teknik toplantı başlarken, yorgun bedenimi dinlendirmek ve uykusuz gecen ve 13 saat süren faaliyetin ardından uykunun kilometre taşlarını hesaplamak için çadırıma attım kendimi. Uyumuşum...




Sabah, Mustafa`nin `Cem uyan ,ambulans dagin etegine gitti kaza olmus` sesi ile uyandiğımda bedenim Erciyes`ten daha soğuk oldu birden. Ve yuzum dağa dönük, tanıdıkları ve tanımadıklarımı dusundum ilk grupla gidenler arasında bulunan. Canan, Ali, Selim, Asef, Aynur, Ayla, Hasan o gruptaydı. Diye düsünürken Canan ne olmuş ki diyerek cadırdan dışarı süzüldü. Pandul Onur da ilk gruptaymış ama rahatsızlanınca geri dönmüş yakın yerlerden.

Uzaktan dagı izliyoruz hep birlikte. Kamp sorumlusu Ali Rıza ambulans ile gitmiş. Telsiz olmadığı için durum hakkında bilgi alamıyoruz. Uzaktan oldukları yerde bekleyen bir kaç karaltıyı görebilmek mümkün. Bir kaç kişi erkenden geri dönmüş, onlar geliyor. Ve yukarıda düşenleri gördüklerini söylüyorlar. Aslında biz giderdik ama moralimiz bozuldu geri döndük diyorlar. Geri dönene kadar yaralılara yardım etmeyi ise nedense düşünememiş bu hızlı arkadaşlar. Herkes ama herkes, bugün de rehber hatalarından bahsediyor. Rotanın yanlış seçilmesi, rehberin ekibi çok hızlı haraket ettirmesi vs. Uzun bir aradan sonra haraketlenmeler var. Saatlerdir orada bekliyor olmalılar. Ve biraz sonra bulundukları yerden indiklerini görüyoruz. Ambulans geliyor az sonra. İçi boş. Bir haber bilgi bekliyoruz, yok. Niye beklemiyor ki orada? İnsanların biraz sonra ihtiyacı olacak. Ve gidiyor yeniden. Tekrar geldiğinde içinde yatan üzeri örtülü bir arkadaş görüyoruz. Mustafa’ymış adı. Kayseri bölgesinden bir dağcı arkadaş. Düşmüş ve toprak taşlı zeminde uzun bir bölgede sürüklenmiş. İç çamaşırları bile bu sürüklenmeden parçalanmış. Vücut derisi oldugu gibi yüzülmüş. Diğer yaralı Selim. Başının arka tarafına taş düşmüş. Çok kan kaybetmiş bu arada. İyiyim birşeyim yok demelerine kulak asmayan Selim’i Şükran’ın ısrarları ile hastaneye giden ambulansa bindiriyoruz. Zaman geçiyor. Uzaktan bu kez sallanarak Asef geliyor. Napolyonun bozguna ugramış askerlerinden biri gibi giriyor meydana. Alnının alt kısmı ve sacların başladığı yerde yara var. Yok birşeyim diyor. Ve sadece bacağım acıyor diyor. Gardiyan kılıklı hemşire sandalyeye oturtup pansuman yapmaya başlıyor ortalıkta. Pantolonunu indiren Asef’in bacaklarının her tarafında ve kalçasında derin çizikler ve deri yüzülmeleri göze çarpıyor. Ve karnını açtığında ise yüzülen derinin yerini kaplayan kahverengi bir renk görünüyor. Bu durumda bile, mikrop kapabileceği düşünülmeden pansuman meydanda bir sandalyenin üzerinde steril olmayan bir şekilde yapılıyor.


Sonra bekleyiş devam ediyor. Bir taraftan gözler dağda, bir taraftan çadırlar toplanıyor. Bütün faaliyete katılanlar rehberlerden şikayetçi. Benzer bir rehberden bizde dün sorun yaşamıştık. Rehber kitlenip kalan ve saatlerce orada asılı kalan ekibi bırakıp gitmiş öndekilerle beraber. Kalanların bir kısmı kendi cabaları ile inerken bir kişi düşmüş ve kötü yaralanmış. Sonra kafasına taş düşen Selim’in yaralanması ve Asef’in düşmesi... Selim geldi hastaneden. Film çekmişler. Kalın kafası şimdilik sağlam durumda. Ama risk 48 saat devam edecek.


Uzaklardan Ali Batuk geliyor. Oda biraz düşme yaşamış ve üzerinde yırtıklar ve hafif çizikler var. Diğer arkadaşların yanında durumu iyi sayılır doğrusu.
Kar kulvarından inmeye çalışan ekibin geri kalanı yaklaşık iki saat sonra kampta oluyor. Todosklu arkadaşlarımız. İyiler. Sarılmalar ve ağlamalar, duygusal anlar yaşanıyor.

Dağda, saat 04:00 te giden ve 11 kişi ile devam eden ikinci ekip var sadece. Onlarda zirveyi yapmışlar inişe geçmişler artık. Sırta girdiklerini ve ağır ağır indiklerini gördüğümüz saatlerde topladığımız çadır ve çantalarımızı kamyona yüklemeye başlıyoruz. Herkes iniyor artık. Geride kalanlar zirveden gelenlerle birlikte inecekler aşağıya.

Çöplerimiz açılan bir çukura dolduruluyor. Kampın bütün çöpü burada. Yakılacak deniyor.

Gözümüz Erciyesin zirvesinde, hareket eden kamyonun sarsıntıları ile ilerliyoruz. Çalan telefonum kötü haber veriyor. Ayşe Çapraz motorsiklet kazası geçirmiş. Arıyorum ulaşamıyorum. Konuştuğum Özgür durumu anlatıyor. Geçmiş olsunlarımızı iletiyoruz.

Ve Hacılar yeniden. Biraz oyalanalım diyoruz, İstanbul Otobüsünün kalkmasına daha çok zaman var. Ama bu küçücük yerde yapacak birşey olmadığını anlayınca Kayseri’ye geçiyoruz. Biraz şehir gezintisi, güzel bir İskender ziyafeti derken, birer birer ayrılıyoruz arkadaşlardan. Araç saati gelen veda ediyor. Ve saat 21:00. Sona kalan bizlerde terkediyoruz Kayseri’yi. Ama geri dönmek ve yeni tırmanışlar yapmak üzere...

Sonraki senelerde yapılacak tırmanışların daha programlı ve daha organize yapılması konusunda hassasiyet gösterilmeli. Rehber ve ekip liderleri özenle seçilmeli, başarılı olamayacaklar ekiplere liderlik yapmamalı bence. Dağcı olmayanlar, piknikçiler alana ve tırmanışlara alınmamalı. Her tırmanmak isteyene izin verilmemeli, inşaat bareti ile tırmanmaya çalışan kişiler ise ayrıca kontrol edilmeli.
Daha organize şenliklerde buluşmak dileği ile, Hadak yonetici ve uyelerine organizasyonları için çok teşekkürler. Yaşananlar ve rehber hataları ile ilgili doğru tesbitleri yapmaları ise örnek bir davranıştı. Sevindirici olan daha kötü kazaların yaşanmamamış olmasıdır.

Erciyes seyrine ve tırmanışına doyulmayacak bir dağ. Yüzümüzde zirve keyfi hep olsun...

Cem Ergün

Fotoğraflar: Şükran Yılmaz, Cem Ergün
Son DüzenlenmeCumartesi, 29 Ekim 2011 20:54

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.



Anti-spam: complete the taskJoomla CAPTCHA
yukarı çık

hakkımızda

  • Pandül Neden Var
  • Web Destek Projesi
  • Site Haritası
  • Fotoğraf Galerileri
  • Reklam
  • Grafik Malzemeleri

Üye Giriş yada Kayıt Ol

DMC Firewall is a Joomla Security extension!